İslâm’ı
Dünyaya Yaymak, Bir Devletin Varlığını, İslâm’ın Anlaşılması İçin
Müslümanların Dâvetini ve Bir Kitle Tarafından Taşınmasını
Gerektirir
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilâyeti heyetleri,
İslâmî Dâvet Üst Meclisi’nin dâveti üzerine, “Sudân’da İslâmî
Dâvet’in Meseleleri” konulu uluslararası bilimsel sempozyumun
faaliyetlerini gözlemlediler, hazır bulundular, katıldılar,
izlediler ve verilen aralarda bazı konuklar ile görüştüler. Bu vâkıa
bağlamında şu hususları açıklıyoruz: 1) İslâm’a Dâvet; Hizb-ut
Tahrir’in uğrunda doğduğu gâyedir. Zîra idârî kânununda Hizb’in
gâyesi şöyle ifade edilmiştir: “a) İslâmî hayatı yeniden
başlatmak, b) İslâmî Dâvet’i âleme taşımak, c) Toplumun fikrinin ve
hissinin bekçiliğini yapmak.” Bunları gerçekleştirmek üzere
Hizb’in metodu ise Râşidî Hilâfet Devleti’nde yönetimdir. 2)
İslâm’a dâvet; iki şekilde olur: Birincisi: Müslümanları,
İslâm ile mukayyet olmaya ve ona göre yaşamaya, yani Hilâfet’i
kurarak İslâmî hayatı yeniden başlatmaya dâvet; İkincisi:
Gayri Müslimleri, İslâm’a girmeye dâvet.
Hilâfet’i kurarak İslâmî hayatı yeniden
başlatmaya dâvete gelince; bunun metodu, Rasulullah [SallAllahu
Aleyhi ve Sellem]’in sîretinden alınır ve bünyelerinde İslâm’ın
cisimleştiği, dolayısıyla İslâm’a ve nizâmlarına dayalı genel
uyanıklıktan kaynaklanan bir kamuoyu oluşturmak üzere toplum ile
kaynaşmaya elverişli yetkin şahsiyetler [devlet adamları] haline
geldikleri ve bunun sonucunda İslâm’ın yönetim konumuna gelmesi,
dolayısıyla Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’in
ثُمَّ تَكُونُ خِلافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّة
“Sonra
da Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır.”
kavliyle müjdelediği Nübüvvet Minhâcı üzere Râşidî Hilâfet’in
kurulması için güç ve iktidar sahiplerinin kendilerine icâbet
edeceği bir cemaat oluşturulması şeklinde özetlenir.
İslâm’ın yayılmasına ve âleme taşınmasına
gelince; bu, İslâmî Devlet’in, Dâvet ve insanlar ile akılları
arasında serbest bırakılıncaya değin maddî engelleri kaldırmak üzere
Cihâd yoluyla yürüteceği aslî iştir. İşte o zaman insanlık fevç fevç
Allah’ın dînine girerler ve İslâm, amelî olarak devlet ve toplum
içerisinde tatbîk edilir, insanlar İslâm’ın adâletini, doğruluğunu
ve çözümlerini somut olarak hissederler. Kezâ Ehl-il Kitâb ile en
güzel bir şekilde tartışmakla olur. Allah [Azze ve Celle]
şöyle buyurmaktadır: ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ
وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ
“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğüt ile dâvet et ve onlarla en
güzel bir şekilde tartış!” [en-Nahl 125]
Bugün, üzerinde yoğun uğraşlar verilmesi gereken Müslümanların
hayatî meselesi; hiç kuşkusuz, Hilâfet Devleti’nin
kurulmasıyla İslâm’ın devlet ve toplum bazında dönüşü için
çalışmaktır ki İslâm âleme Dâvet ve Cihâd ile taşınsın ve Allah
bizlere muhkem nusretini nasip etsin. بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن
يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ
الْمُؤْمِنُونَ “İşte o gün, mü’minler de Allah’ın nusretiyle,
zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir.
O, ‘Azîz’dir, Rahîm’dir.” [er-Rûm 4-5]
