Yahudi Varlığı Yine
Mazarrat Peşinde
Yahudi varlığının sözde Savunma Bakanı Ehud Barak, 12 Şubat'ta
Türkiye'ye geldi. Ziyaretinde Başbakan'dan Genelkurmay Başkanı'na,
Savunma Bakanı'ndan Dışişleri Bakanı'na kadar üst düzeyde görüşmeler
yaptı.
Görüşmenin ana konularının; Ortadoğu Barış Süreci
ve Filistin sorununun çözümü, Gazze'deki son durum ve Türkiye'nin
Yahudi varlığından almayı plânladığı 300 milyon dolarlık casus uydu
ve 183 milyon dolarlık insansız casus uçak satışı olacağı
belirtildi. Barak'ın Ortadoğu Barış Süreci ve Filistin sorununun
çözümü için geldiği doğru değildir. Bilakis şu anda çözüm yönünde
hiçbir somut adım atılmamıştır, atılmayacaktır da. Çünkü Yahudi
varlığı terörist ve işgalci bir varlık olarak İslâmî Filistin
toprakları üzerinde ve Kur'ân-il Kerîm'deki şerir vasıfları üzerinde
kalmaya devam ettiği sürece barış beklentisi, yaz sıcağında çölde
susuz kalanın gördüğü seraptan öte geçmeyecektir. Gazze'deki içler
acısı durum, Türkiye yöneticilerinin gözleri önünde meydana geldiği
ve onlar da birkaç eleştiri cümlesinden başka bir şey yapmadığı
sürece, Yahudi varlığını durduracak herhangi bir görüşme yapılması
söz konusu olmayacaktır, olmamıştır da. Olsaydı, Başbakan Erdoğan
çıkar, Gazze'deki durumun nasıl halledileceği konusunda kamuoyuna
açıklama getirirdi. Zaten öyle bir niyetleri olsaydı, Gazze'deki
Müslümanların eli kanlı katilini Türkiye'ye davet etmez, içtenlikle
karşılamaz, askerî ve ekonomik işbirliği yaparak elini
güçlendirmezlerdi. Casus uydu meselesine gelince; Yahudi varlığı
bunun satışını Türkiye'ye önceden söz verdiği halde âdeti olduğu
üzere sözünü bozmuş, başımızdaki yöneticileri aşağılamıştı. Sözde
Yahudi bakanını dâvet eden Savunma Bakanı Vecdi Gönül bu
aşağılanmayı görmezden gelmekle kalmadı, onunla düzenlediği basın
toplantısında sınır ötesi harekât sırasında Yahudinin verdiği sözde
destekten övgüyle bahsedip teşekkür etti.
Yahudi varlığının sözde bakanının bu ziyâreti,
şüphesiz daha şerir bir maksat taşımaktadır. Çünkü gerçekleştirdiği
mezkur görüşmelerin tamamı, kapalı kapılar ardında
gerçekleştirilmiştir. Ayrıca aynı bakanın, geçen ay Paris'te
Pakistan diktatörü Müşerref ile bir otelde gizlice görüştüğü ve
görüşmede Afganistan-Pakistan sınırındaki Müslümanların
bastırılmasında Müşerref'e verilecek desteğin ele alındığı nazarı
itibara alınırsa, sözde Yahudi bakanının İslâm'a ve Müslümanlara
karşı medyada sayılanlardan çok daha şerli bir maksatla buraya
geldiği anlaşılacaktır.
Tüm duyarlı kesimleri, özellikle medyayı ve
siyasetçileri, kapalı kapılar ardında saklanan bu şerir maksadı
açıklayarak kamuoyunu aydınlatmaya, Yahudi varlığının şerlerine
ortak olmamaya ve onlara verilecek tüm ihaleleri ve peşkeşleri
engellemek için çaba harcamaya çağırıyoruz.
