İşçi Partisi Milletvekili Sâdık Hân ile seçmeni Baber Ahmed arasındaki özel görüşmeler sırasında geçen konuşmaların
polis tarafından dinlendiğinin açığa çıkması, söz konusu olan
Müslüman toplum ve “teröre karşı savaş” olunca hiçbir kuralın ve
bürokrasinin geçerli olmadığının en son kanıtıdır.
Bu olayı yorumlayan Hizb-ut Tahrir’in
Britanya’daki Medya Temsilcisi Dr. İmrân Vahîd şöyle dedi: “Söz
konusu olan ‘teröre karşı savaş’ ve Müslüman toplum olunca, hiçbir
kural yada bürokrasi geçerli olmamaktadır, herhangi bir Avrupa
ülkesindeki en uzun süre olan, duruşmasız halde 28 günlük gözaltı
süresine ilişkin mevcut drakonik yasayı öneren ve oylayan Sâdık Hân
için bile olsa! Son birkaç haftadır, Müslümanların, sırf piyasada
olan kitapları bulundurdukları için mahkûm edildiklerine, üniversite
öğretim üyelerinin Müslüman öğrenciler aleyhine ispiyonculuk yapmaya
çağrıldıklarına ve Müslüman topluluklar üzerindeki polisiye gözdağı
atmosferinin yoğunlaştığına şâhit olduk. Birçokları haklı olarak
McCarthyizm’den [Amerikalı senatör Joseph McCarthy’nin 1950 ilâ
1954 yılları arasında Amerikan devlet kurumları ve toplumu
içerisindeki siyâsî muhâliflerini kanıtsız olarak Komünist olmakla
suçlayıp yargılanmaları için başlattığı kampanya akımı] ve Müslüman
topluma karşı işletilen paralel bir hukuk sisteminin varlığından söz
etmişlerdir. Bu tür önlemler ilk kez, gittikçe artan tutuklamalar ve
gözaltılar ile Komünist bloktaki totaliter toplumların korunması
biçiminde görüldüğü için olsa gerek, Sâdık Hân’ın espiyonajı
fazlasıyla şaşırtıcı görülüyor. Hatta bir diğer İşçi Partisi
Milletvekili Andrew Mackinlay bile Sâdık Hân’ın dinlenmesi olayının,
‘totaliter bir rejimin tüm niteliklerine’ sahip olduğunu söyledi.”
“Hükümet’in soruşturma çağrısı da, on
yıllardır otoriter önlemlerden çok daha fazlasını yapmaya devam
ettikleri gerçeğini gizleyemez. Buna, duruşmasız gözaltı süresinin
artırılması, kimlik kartı uygulamasına geçilmesi, kontrol
kurallarının sıkılaştırılması ve daha fazla drakonik yasalar da
dâhil. Böylesi şeyler Burma veya Zimbabve gibi totaliter rejimlerin
gölgesinde açığa çıkarılmış olsa, bu Batılı yönetimlerden pek çok
homurtulu sesler işitiyor olurduk. Ne var ki hakikatte bu Batılı
demokratik rejimler de kendi vatandaşlarına karşı casusluk
yapılmasını engellemek için yeterince güvence sağlamaktan
âcizdirler. Şu halde birçok Müslümanın, İngiltere’nin toplumumuza
karşı bir polis devletine dönüşmeye başladığına inanmaları haksız
mıdır?”
“İslâm, bazı politikacılar ve medya tarafından
mütemâdiyen öylesine yanlış gösterilip çarpıtılmaktadır ki ‘oyunun
kuralları’nın vatandaştan vatandaşa değişmediğine inancı kırmaya
çalışmaktadırlar. Oysa İslâm Âlemi’nde insanların başlarındaki laik
sistemlere bir alternatif olarak arzuladıkları Hilâfet Devleti,
tebâsına karşı casusluk yapılmasını kesin olarak men eder, suçluluğu
kanıtlanana dek herkesin mâsum olduğunu teyit eder ve herkesi hukuka
dayalı bir adâlete muhatap kılar. Politik çıkarlar yada materyalist
kazançlar uğrunda manipüle edilen, insanların önyargılar ve korkular
yoluyla incitilmesine meydan veren bir hukuk sisteminin ve yasamanın
varlığına asla izin vermez.”
İmrân Vahîd

Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Britanya
E-mail: imran.waheed@hizb-ut-tahrir.org.uk
Telefon: (+44) 070 74 – 19 24 00