Uçurumun Kenarında Dans Etmek, Kurbanların Artmasına Yol Açar
Lübnan’daki abes politika, yine daha fazla kan
akıtarak sekiz kişinin ölümüne, onlarcasının yaralanmasına, gösteri
kıvılcımlarına, yolların kesilmesine ve elektrik kesintisini
protesto etmek için ortalığın ateşe verilmesine yol açtı. Fitnenin
yakıtı ise, ayrımcılık ile birlikte bilhassa fırkacılık ve
mezhepçilik kışkırtmasına müptela şahıslardır. Kurbanları ise, falan
filân liderin peşinde giden hamasetli gençlerdir. Geçen gece tanık
olduğumuz dehşet verici yeni tablo da, Lübnan iç savaşında temas
hatları olarak bilinen ve salgın bir şer vâdeden hortlağın avdet
etmesidir.
Bu fitnenin en beter görüntülerinden biri,
siyâsî liderliğini kaybetmiş ordunun dostluğunu kazanmaya bel
bağlamak veya kazanmak için yarışmaktır. Böylelikle ordu, içerisinde
gerek subaylar, gerek diğer unsurlar bazında belirli düzeyde nüfuz
ve dostluk sahibi çatışmacı tüm tarafların cazibe merkezi haline
gelmiştir. Bu ülkedeki en tuhaf politik değişimlerden biri de,
“Vatanî Ordu Doktrini” adında bir fırkanın oluşumu ve herkesin,
kendi politikası ile “askerî kurumun” istikâmeti arasındaki eşgüdüm
ile böbürlenmesidir. Oysa karşıt grup, bu kurumun tutumları
karşısında homurdanmakta ve doktrinini değiştirmeye çağırmaktadır.
Sonra görüntü ansızın değişmekte, o böbürlenenler üfleyip duran
mızmızlara, bazen de keskin hasımlara, beri taraftan önceleri
üfleyip duran mızmızlar da ordunun dostluğunu kazanmakla, vatanî
çizgi ve bağımsızlıkla böbürlenen dostlara dönüşebilmektedir. Bu
yalpalanmalar hızla sürerken, olan onca hamasetli gençlere ve mâsum
insanlara olmakta, Lübnan, politika paranoyasına kurban
edilmektedir. Muhâlefet ve Hükümet yanlılarının yükselttikleri
sloganlara baktığınızda bunların, “vatanî birlik”, “Lübnan’ın
egemenliği”, “anayasanın korunması”, “iç barış” gibi sloganların
çoğunda, yine yorumu ve uygulanma biçiminde dahi çekişme yaşanan
“Arap Girişimi”nin maddelerinin uygulanması gerektiğinde hemfikir
olduklarını görürsünüz. Oysa geçen gece yaşanan olayların, Arap
Girişimi’ni sürdürme gündemi ile toplanan Arap Birliği Dışişleri
Bakanları toplantısı ile eş zamanlı olarak patlak vermesi tesâdüf
değildir. Şimdi akan bu kan seli, bu kıytırık çatışmaya değer mi
hiç?! Lübnan’daki bu çatışan tarafların haşin ve hunhar tutumlarını
gözlemleyen görür ki uğrunda birbirlerine girdikleri şey, hiçbir
gerçek siyâsî projesi olmayan kesimlerin, örgütlerin yada liderlerin
ölçülerine göre belirlenen maddî kazanç çatışmasından öte bir şey
değildir. Oysa gelişmiş gerçek siyâset, insanların işlerini, falan
yahut filan kesimden olmaları vasfıyla değil, insan olmaları
vasfıyla gözetmeyi amaçlayan siyâsettir. Lübnan’daki çatışan
tarafların yoksun oldukları şey, işte bu gelişmiş gerçek siyâsî
tefekkürdür. O halde Allah’tan ittikâ edin, ey insanların canları ve
kanları üzerinden birbirleriyle çatışanlar! Muhakkak ki bu canlar ve
kanlar, sınırlar ötesinden gelen sinyallere göre dinip kabaran sizin
bu ucuz çatışmanızdan çok daha kıymetlidir. Allahu Te’alâ şöyle
buyurmuştur: وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي ءَادَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ
فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ
وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً “Andolsun
ki Biz, insanoğlunu kerîm kıldık. Onları, karada ve denizde taşıdık;
kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları,
yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” [el-İsrâ
70]