Amerika, İslâm’ı Kökünden Sökmek için Demokrasi
Kampanyası Yürütüyor
هَذَا بَلاَغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا بِهِ
“
İşte bu, insanlar için ve uyarılsınlar diye
(gönderilmiş) bir bildiridir.”
[İbrâhîm 52]
Pakistan Müslümanları, Benâzir Butto suikastinden
sonra çok sayıda insanın ölümü ve yaralanması, birçok özel mülkün
tahrip edilmesi, yakıt ve gıda sıkıntısı ile baş gösteren şiddet
dalgasında boğuştukları sırada dahi Amerika, Pakistan’da demokrasi
kampanyası yürütmektedir. 28 Aralık 2007 günü Amerikan Dışişleri
Bakanı Dr. Condoleezza Rice şöyle diyordu: “Fakat açıkçası,
demokratik sürecin ileri gitmesi gerçekten oldukça önemlidir.”
Aynı gün Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Boucher ise
şöyle diyordu: “Yumuşama ve kesinleşen seçimlerde ilerleme görmek
istiyoruz.” Ne var ki Amerika’nın demokrasi kampanyası,
Pakistan’da gerçekten temsilî bir hükümet için değil, daha da ötesi
İslâm’ın yükselişini önleme girişimidir.
Pakistan Müslümanları, uzun süredir diktatörlüğün
baskısına mâruz kalmıştır. Bu durumda Amerika, Müslümanlara,
diktatörlüğün yerini alacak olanın yalnızca demokrasi olduğunu
hissettirmek istemektedir. Bu demokrasi kampanyası dâhilinde
Amerika, Müslümanların kendi yöneticilerini seçtikleri temsilî bir
hükümet için yapılacak seçimleri demokrasi ile ilişkilendirerek
duyguları ile oynamaya uğraşmaktadır. İslâm, otoriteyi gasp edeni
reddettiği ve yöneticinin rızâ ve tercih ile seçilmesini emrettiği
için Amerika, demokrasiyi onlara süslü göstererek Müslümanları
demokrasiye başvurmaya sevk edeceğini ummaktadır. Bu ise
demokrasinin, Allah’ın hükümlerinden başkasını yasamak şeklindeki
gerçek özünü görmesinler diye Müslümanların gözlerine karasu
indirmek ve bakışlarını, demokrasinin temsilî hükümet bağlamında
neye çağırdığından çevirmektir.
Her hâlükârda eminiz ki Amerika’nın bu demokrasi
kampanyası Pakistan’da fiyasko ile sonuçlanacaktır. Gerçekten de
Müslümanların inancı ile çatışan hiçbir şey, onların akıllarında ve
kalplerinde asla pekişemeyecektir. Yine de Amerika, onu yaymak için
çabalarını yoğunlaştıracaktır ve zaten onu dayatmak üzere ajanlarını
çoktan harekete geçirmiş durumdadır. Amerika’nın çağırdığı
demokrasinin ana temeli, egemenliğin beşere ait kılınmasıdır. Buna
göre beşer, doğruya ve yanlışa, güzele ve çirkine, iyiye ve kötüye
özgürce karar verebilmekte, başkalarına karşı da sorumlu olmamakta,
bu nedenle temsilcileri vasıtasıyla, egemenlik sıfatıyla yasamada
bulunabilmektedir. Dolayısıyla demokraside neyin helâl, neyin haram
olduğuna karar veren, Allah’ın emrini hevâsına göre kabul yahut
reddeden bizâtihi beşerdir. Böylelikle beşer, zulmen ve udvânen,
gayri-meşru bir şekilde kendisini, yalnızca Allah’a ait olan -hâşâ-
ilahlık konumuna yükseltmektedir. Oysa hiçbir Müslüman, Allah ve
Rasulü’nün emirleri ve nehiyleri dururken, şer’an neyin helâl, neyin
haram olup olmadığı kararının herhangi bir insana yada meclise
verilmesini asla kabul edemez. Allah [Subhânehu ve Te’alâ]
şöyle buyurmuştur: وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا
قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ
مِنْ أَمْرِهِمْ
“Allah ve Rasulü, bir işe hükmettiği zaman,
mü’min bir erkeğin ve mü’mine bir kadının artık işlerinde hiçbir
seçeneği yoktur.”
[el-Ahzâb 36] Ve şöyle buyurmuştur: وَمَا
آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا
وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
“Rasul size
her neyi getirdiyse onu alın ve sizi her neyden nehyettiyse ondan da
kaçının. Allah’a ittika edin, şüphesiz ki Allah cezalandırması
şiddetli olandır.” [el-Haşr 7] Yine Allah [Subhânehu ve
Te’alâ] İslâm’dan başkası ile yönetimi şiddetle zemmetmiş, bunu
“tâğut” diye tanımlamıştır: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ
أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِنْ قَبْلِكَ
يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ
يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً
بَعِيدًا “Sana ve Senden öncekilere indirilenlere îman
ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Onlar inkâr etmekle
emrolundukları halde Tâğuta muhakemeleşmek istiyorlar. Zaten Şeytan
da istiyor ki onlar uzak bir sapıklık ile sapıtsınlar.”
[en-Nisâ’ 60] Ve şöyle buyurmuştur: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا
أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ
“Her kim Allah’ın
indirdikleri ile yönetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.”
[el-Mâide 45] Bu âyetler, egemenliğin Allah’a ait olmadığı yahut
beşerin egemenliği Allah ile paylaştığı herhangi bir sistemin,
-ister demokrasi ister diktatörlük olsun- kesinlikle küfür sistemi
olduğuna dâir oldukça sarih âyetlerdir.
Demokraside ve kezâ diktatörlükte, egemenlik
beşere ait olduğu içindir ki bu durum, Sömürgeci güçler nazarında bu
sistemi oldukça elverişli hale gelmektedir. Çünkü bu sistem,
Sömürgeci Kâfir’in çıkarlarını koruyan yasaların çıkarılmasına kapı
açmaktadır. Son zamanlarda Müslümanlar aleyhindeki Amerikan savaşını
desteklemek üzere Pakistan Hükümeti tarafından tüm adımlar atılarak
yasal işlerlik kazandırılan 17. Reform Paketi, bunun en açık
örneğidir.
Üstelik Amerika’nın, Pakistan’da temsilî hükümet
arzuladığı iddiasının da hiçbir gerçekliği yoktur. Amerika
bilmektedir ki şayet Müslümanların görüşü temsiliyet kazanırsa,
artık Pakistan’ın hiçbir yöneticisi, Keşmir Müslümanlarından yüz
çevirerek Hindu müşrikleri teşvik etmeye yahut dünyanın yegâne
Müslüman nükleer gücü olan Pakistan’ın nükleer programını
zayıflatmaya yahut eğitim müfredâtından İslâmî kıymetleri yok etmeye
yahut Lâl Mescid’de yüzlerce Müslüman talebeyi acımasızca katletmeye
yahut Afganistan’daki Amerikan işgâlini güvence altına almak için
Müslüman askerlere kabileler bölgesindeki Müslüman kardeşlerine
karşı savaşmayı emretmeye cüret edemez. Oysa Müşerref bunların
hepsini, şu ana kadar hep “gerçek demokrasi” palavrasıyla arsızca
yapmıştır. Muhakkak ki Amerika, rızâsız ve tercihsiz bir biçimde
Müslümanlara dayatılan Müşerref’e dâima müteşekkir olacaktır. Ve
Amerika bilmektedir ki diktatörlük ardından, yalnızca demokrasi,
Müslümanların gerçek temsilinin yönetime ulaşmasını engelleyebilir.
Müslümanların İslâm’ın bir devlet olarak ikâmesi
hakkındaki görüşlerine gelince; Amerikan İç Güvenlik Bakanlığı
tarafından desteklenen ve Maryland Üniversitesi tarafından Aralık
2006 ilâ Şubat 2007 aralığında yapılan bir araştırmanın sonuçlarında
görüldü ki Pakistan’daki Müslümanların çoğunluğunun “tüm İslâmî
ülkeleri tek bir İslâmî Devlet veya Hilâfet içinde birleştirmek”
şeklinde bir hedefi vardır. Artık bundan sonra Amerika’nın, dinleri
olan İslâm’a göre Müslümanları temsil edecek -ve sonrasında doğal
olarak dünyanın en büyük ve en güçlü devletini ortaya çıkaracak- bir
yönetime nasıl tahammülü olabilir? Nasıl, Ey Müslümanlar, Nasıl?
İşte bunun içindir ki genel olarak Batılılar,
özel olarak Amerikalılar, İslâm’ın yükselişine karşı bir kampanya
yürütmekte, demokrasinin yayılması için ajanlarını ve kuruluşlarını
finanse ederek ve İslâm’a çağıranların vahşice ezilmesini teşvik
ederek tüm gücünü harcamaktadır. Cezayir örneği, sizden hiç de uzak
değildir. Orada Batı’nın ve ajanlarının fırıl fırıl dönen gözleri
önünde açılan oy sandıkları gösterdi ki insanlar İslâm’ı
istemişlerdir. Bunun üzerine Batı’dan gelen alkışlar ve kutlamalar
eşliğinde, Cezayir’in yöneticileri, seçim sonuçlarına saygı
göstermek yerine, Müslümanları vahşice ezmeye başlamışlardır.
Dolayısıyla âyân-beyân görülüyor ki Amerika’nın
demokrasi kampanyası Müslümanların temsiline izin verilmesi için
değil, tam aksine İslâm’ın yükselişinin engellenmesi içindir. Bu
nedenle, Müslümanların kanıtsız, mesnetsiz suçlanması, İslâmî
toprakların çiğnenmesi ve işgâl edilmesi, İslâmî değerlere
saldırılması ve hatta kendi hapishanelerinde Kur’ân’a bile hakâret
edilmesi için herhangi bir fırsatı kaçırmamaya da özen
göstereceklerdir. Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle
buyurmuştur: قَدْ بَدَتْ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا
تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ
“(Size karşı) duydukları kin ve
nefret ağızlarından (dökülen sözlerinden) taşmıştır. Kalplerinde
besledikleri (kin ve nefret ise) çok daha büyüktür.” [Âl-i İmrân
118]
Ey Pakistan Müslümanları! Amerika’nın derdi,
başınıza gelen musîbetlerin ve felâketlerin müsebbibi olan
demokrasiyi yükseltmektir. Öyle ki yegâne Hak dîn olan İslâm’ın
tatbîk edildiğini kutlamanın tadına hiç varamayasınız! İşte bunun
için sizleri, kararlı ve kesin bir tavırla demokrasiyi
reddettiğinizi göstererek bu seçimleri boykot etmeye çağırıyoruz.
Hepinizi, İslâm Âlemi’ne zorbalıkla dayatılan demokrasiyi ortadan
kaldırmak ve yerine Râşidî Hilâfet Devleti’ni yeniden kurmak
için ciddiyetle çalışmak üzere, Hizb-ut Tahrir şebâbı olarak
bizimle birlikte durmaya çağırıyoruz.
Biliniz ki Allah [Subhânehu ve Te’alâ]
îmân edip sâlih amel işleyenlere, kendilerinden öncekilere vaat
ettiği gibi kendilerine de, Küfür yönetiminden sonra İslâmî yönetimi
nasip edeceğini, onları yeryüzünde pekiştirip egemen kılacağını ve
geçirdikleri korku dönemini güvenlik ve esenlik dönemine
çevireceğini vaat etmiştir. Hiç şüphesiz Allah’ın vaadi haktır.
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ
وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الأَرْضِ كَمَا
اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ
دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ
خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لاَ يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا
“Allah,
sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri
yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe
kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde hâkim
kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini
vâdetti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana
ortak koşmazlar.” [en-Nûr 55]