Sakın
Allah’ı, Yaptıklarınızdan Habersiz Sanmayın, Ey Zâlimler!
26 Temmuz 2006 Çarşamba günü, İtalya’nın başkenti Roma’da bir
Ortadoğu Konferansı düzenlendi. Türkiye adına Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül’ün katılıp bir konuşma yaptığı konferansta, yahudi
varlığının Lübnan’a yönelik vahşi saldırısı, bölgede ateşkesin
sağlanması için izlenebilecek stratejiler, insânî yardım için
güvenli bir koridorun oluşturulması ve barış gücü niteliğinde
devletlerarası kuvvet gönderilmesi konuları tartışıldı. Amerika ve
İtalya öncülüğünde toplanan konferanstan, Sömürgeci Kâfirlerin ve
yahudilerin lehine sonuçlardan başka hiçbir şey çıkmadı:
1. Lübnan’da geniş yetkilerle donatılacak bir BM
Barış Gücü konuşlandırılması istendi ki Müslümanların topraklarına
çöreklenip gerektiğinde yahudiler ile birlikte Müslümanlara karşı
savaşsınlar! Gerekirse bunların başına da Türk Ordusu gibi
Müslümanların askerleri getirilip kardeş kardeşe kırdırılsın!
2. Dikkatlerin barış, ateşkes ve “Büyük
Ortadoğu”ya yöneltilmesi istendi ki yahudilerin cürümleri bir
çırpıda unutuluversin, hiçbir şey olmamış gibi davranılsın,
Filistinliler kukla bir devletçik ile avutulsun, Lübnan’ın enkâzı
üzerinde meydana gelen devletlerarası çatışma görmezden gelinsin de
BOP’a zemin hazırlansın!
3. Lübnan’da mücrim yahudilere karşı kahramanca
çarpışan ve onları can evlerinden vuran Mücâhidlerin
silahsızlandırılmasına yönelik Birleşmiş Milletler kararının
uygulanması talep edildi ki yahudi kasaplar, diledikleri zaman
diledikleri katliamı yapsınlar, ama hiçbir direnişle
karşılaşmasınlar, iki füze geldi diye kaçacak delik arayan
yahudilerin güvenlik endişeleri tümüyle giderilebilsin!
4. Üstelik konferansta yahudi varlığı “İsrail”i
eleştiren, kınayan, “İsrail”in katliamlarını durdurmaya çağıran
hiçbir ifade geçmedi ki bu da hem Amerika ve diğer Kâfirlerin, hem
de konferansa katılan Türkiye Dışişleri Bakanı gibi tüm
kompradorlarının, tüm bu katliamlardan ve cürümlerden yahudi
varlığını sorumlu tutmadıkları anlamına gelmektedir. İran, Suriye ve
Hizbullah’a çağrılar yapıldığı halde yahudi varlığına yönelik hiçbir
şeyin geçmemesi başka ne anlama gelebilir ki?!
Hadi Kâfirler neyse de –ki onlar birbirlerinin dostlarıdırlar- peki,
bu başımızdaki Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz, insaflarını,
merhametlerini ve insanlıklarını kaybetmiş yöneticilere ne oluyor?
Bir tanesi bile çıkıp “Dur Ey Mel’un! Allah seni katl-u kahretsin,
ne kadar da azıyorsun?” diyemiyor! Doğrusu bu hâin yöneticiler,
Kâfirleri hoşnut etmek için tâ Romalara kadar gidiyor, ancak çok
yakında görecekler ki Hilâfet’in orduları o Roma’ya Rasulullah
[SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in müjdesini gerçekleştirerek
fethetmek için gidecek, o konferans salonlarını, İslam süvârilerinin
atlarına ahır yapacak, onların ve efendilerinin tahtlarını başlarına
geçirecektir, bi-İznillah!
