Hilâfet Devleti, Müslümanları koruyan ve tüm insanlık karşısındaki
konumlarını yükselten Müslümanların kalkanıdır. Hilâfet
liderliğinde İslâmî Ümmet asırlar boyunca dünyanın lider ümmeti idi.
Üniversiteleri dünyanın gurur kaynağı idi. Avrupalılar, Ümmetin
süratli bilimsel gelişmelerini ve teknolojisini yakalayabilmek
maksadıyla İslam’ın dili olan Arapça’yı öğreniyorlardı. Ve İslâmî
Ordu, tüm dünyada kuvveti ve cesâreti ile mûteber idi. Ya Şehâdet Ya
Zafer peşinde olan Hilâfet’in askerleri, İslâmî toprakları savunmak
hiçbir çaba sarfetmiyorlar, bilakis İslam Dînine yeni topraklar
açıyorlardı.
Bununla birlikte, ne zaman ki Müslümanların kalkanı olan Hilâfet
Devleti 1924 yılında yıkıldı, işte o zaman peşi sıra gelen nice
felâketler ile karşılaştılar. Yahudiler, mübârek Mescid-il ‘Aksâ
topraklarını, el-İsrâ’ ve’l Mi’râc topraklarını işgâl edip üzerinde
bir devlet kurdular. Ardı ardına İslâmî topraklar saldırıya uğradı,
işgâl edildi. Birçok azîz Müslüman üzerlerindeki farzı edâ edip
işgâle karşı savaştıkları halde, Küffâr saldırılarını durdurmadı.
Afganistan’ın İslâmî topraklarına gelince; önce Rus komünistler,
şimdi Batılı sömürgeciler tarafından işgâl edildi. Yeniden îmar
bahanesiyle Batılı işgâl güçleri de -tıpkı daha önce Rusların
yaptığı gibi- Afganistan’ın işleri üzerinde hâkimiyet kurmaya
çalışmaktadırlar. Sömürgeciler, kültürel egemenlik yoluyla, yüce
İslâmî değerlerin altını oyup kokuşmuş Batılı değerleri öne
çıkarmaya uğraşmaktadırlar. Sömürgeciler, koalisyon güçleri kendi
karargâhlarını ümitsizce güvence altına almanın derdindeyken, askerî
egemenlik yoluyla da Afganistan Ordusu’nu yalnızca kendi halkının
karşısında duran bir polis gücü haline getirmeye çabalamaktadır.
Müslümanların başındaki mevcut yöneticilere gelince; Onlar
Müslümanlara karşı sadece Küffârın Kalkanları olarak hareket
etmektedirler. Kâfir Sömürgeci’nin önce Afganistan’a, sonra da
Irak’a saldırmasına imkân tanımak üzere, Müslümanların başındaki
yöneticiler o düşman güçlere askerî üslerini, hava sahalarını ve
deniz yollarını açtılar. Sonra da işgâlin ardından yine bu
Müslümanların başındaki yöneticiler, Sömürgeci güçlerin kuklaları
olarak hareket etmeyi, Müslümanlar üzerinde sömürgeci
hâkimiyetlerini destekleyip övmeyi sürdürdüler.
Görülüyor ki Müslümanların Kalkanı olan Hilâfet olmadıkça, -maddî
güç unsurlarına sahip olsun yada olmasın- İslâmî Ümmet zayıf kalmaya
devam edecektir. Askerî potansiyel bağlamında bugün Ümmet
milyonlarca Müslüman askere sahiptir, dünyanın en cesur ve sayıca en
büyük ordularına sahiptir. Ekonomik potansiyel bağlamında bugün
Ümmet, dünyanın en büyük petrol, doğalgaz, maden ve tarım arazi
oranlarına sahip olduğu gibi, genç erkeklerden ve genç kızlardan
milyonlarca yetenekli insan gücüne sahiptir.
Ey Afganistan’daki Müslümanlar!
Yalnızca İslam’ın Yönetim Nizâmı olan Hilâfet, İslam Ümmeti’nin,
Dîninin, topraklarının, servetlerinin ve nâmuslarının kalkanıdır.
Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] bunu şöyle
bildirmiştir:
İmâm [Halîfe] ancak bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve
onunla korunulur.
Asırlar boyunca İslâmî Hilâfet Devleti, dünyanın tek birinci devleti
idi. Bugün de İslam sayesinde Müslümanlar, parçalanmışlık ateşinden
kurtulabilir, tek bir güçlü devlet olarak dünya arenasına
atılabilirler. Nitekim Allah [Subhânehu ve Te’alâ] tüm Müslümanlara,
tek bir Ümmet olmalarını emretmiştir. Dilleri, ırkları, renkleri
veya mezhepleri ne olursa olsun…
Ey Afganistan’daki Müslümanlar!
Sizler, cesur Müslümanlarsınız, Ribat topraklarının ahâlisisiniz.
Sizler târihiniz boyunca Kâfirin hâkimiyetini reddetmişsinizdir.
Sizler İslam’ın evlatları, erkekleri ve kızlarısınız. Sizin
atalarınız öylesine dirençli ve azimli kimselerdi ki İslam Dîni
onlar sayesinde diğer tüm yaşam tarzlarına gâlip gelmişti. Yine
sizler, Kâfir İngiliz İmparatorluğu’nun ordusuna, küstahlığının
zirvesinde olduğu bir zamanda, târihinin en acı dersini
vermişsinizdir. Yine sizler, Sovyet İmparatorluğu karşısında
öylesine dikildiniz ki sizin sayenizde aldığı darbelerle hem devleti
hem ideolojisi yıkılıp gitmiştir. Ve şimdi de Batılı Sömürgecilere
karşı öylesine direniyorsunuz ki içlerine korku düşmüş ve kendi
mekânlarını korumaktan âciz kalmışlardır.
Tüm bunların ötesinde sizler, müjdesiyle gönlünüzü ferahlatan
Hâtem-un Nebiyyîn, Nebîlerin Mührü [SallAllahu ‘Aleyhi ve
Sellem]’in Ümmetisiniz. Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve
Sellem] bunu şöyle bildirmiştir:
Sonra da Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır.
[İmâm Ahmed, Musned’inde tahric etti]
İşte böylece Hizb-ut Tahrir / Afganistan, İslâmî Hilâfet Devleti’ni
yeniden kurmak üzere çalışmaya katılmanız için hepinize çağrıda
bulunmaktadır. Hizb-ut Tahrir’in şebâbı zaten tüm İslâmî
beldeler üzerinde çalışmaktadır. Türkiye’den Endonezya’ya...
Mısır’dan Orta Asya’ya kadar… Öyleyse seçkin amellerde kardeşleriniz
ile birlikte yarışın ve mevcut rejimleri İslam’ın Yönetimi ile
değiştirmek üzere bu küresel çabaya katılın! Allah [Subhânehu ve
Te’alâ]’nın size olan vaadini hatırlayın:
Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden
öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde
Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde
hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini
vaâdetti. [en-Nûr 55]