Ey Müslümanlar!
Ölçü kaçtı, bardak taştı… Muhtaç için hiçbir hüccet, mâzur için
hiçbir özür kalmadı. Artık her kim yöneticilerin Filistin’e ve
Lübnan’a karşı hıyânetlerine ve onları terk edişlerine kör bir göz
ile bakarsa, o da onların zümresindendir. Her kim orduların,
yöneticilerin bu orduların önüne diktikleri bariyerleri yok etmek
üzere harekete geçmesi ve savaşa çıkması için çaba sarf etmezse,
onun da hıyânetten payı vardır.
Düşmanlarını dost edinmiş bir halde ve gece-gündüz kendilerini
katleder bir halde, boyunlarına musallat olmuş bu yöneticileri
bırakmaları Ümmet için ardır, utançtır, yüz karasıdır!
Düşmanın sınır güvenliğini sağlayarak ve devamlılığını sürdürerek
korudukları bir halde, tahtlarında güven ve güvenlik içerisinde
oturan bu yöneticileri, yönetimlerini kollayarak ve zulümlerini
destekleyerek bırakmaları Ordular için rezilliktir, alçaklıktır,
şerefsizliktir!
Askerler sizin evlatlarınızdır, Ey Müslümanlar! Yöneticilerin
münkerlerini kökünden değiştirsinler ve Filistin’in, Lübnan’ın ve
diğer İslam topraklarının imdâdına koşsunlar diye kuvvet ve şiddet
ile onları tutup sarsmanız kaçınılmazdır.
Ey Müslümanlar!
Yahudilerin, sivil kadınlara, yaşlılara ve çocuklara karşı
giriştikleri katliamları görüyorsunuz ve işitiyorsunuz.
Yahudilerin, kamu kuruluşlarına, altyapılara, hatta ağaçlara ve
dağlara erişen vahşi cürümlerini görüyorsunuz ve işitiyorsunuz.
Yöneticilerin, tarafsız davranıp barışa (!) çağıran bir şekilde
açığa çıkan menfur tutumlarını da gördünüz ve işittiniz.
[Arap Birliği] Dışişleri Bakanlarının [Kahire’deki] toplantısından
çıkan sonuçları da gördünüz ve işittiniz.
Sonra televizyon ekranlarından Yahudi saldırılarını “meşru savaş”
olarak değerlendiren ve bu Yahudi düşmanlığını patavatsız ve densiz
bir biçimde püskürten (!) açıklamalarını da gördünüz ve işittiniz.
Ne Allah’tan ne de Allah’ın kullarından utandılar! Aynen çekirdeği
ağızdan çıkarıp atar gibi, onlar da çıkarılıp atılmayı hak etmediler
mi, artık?! Artık onların o çekirdek kadar bile değeri kalmamıştır!
Ey Müslümanlar!
Muhakkak ki Yahudi varlığı, sayıca ve teçhizatça tıka-basa
doldurulmuş silah depolarına rağmen, velev etrafında “güvenlik
çemberi” oluşturan o koruyucu devletler olmasaydı, Suleymân’ın Âsâsı
gibi devrilmek üzere olurdu, gözler önünde varlığından eser
kalmazdı. Zîra kuvvet, sadece donanımla olmaz, bilakis o donanımı
taşıyacak adamlarla olur. O Yahudiler ki üzerlerine zillet ve
meskenet (alçaklık) damgası vurulmuş ve Allah’ın ğazâbına
uğramışlardır. Her ne zaman savaş ateşini körüklemişlerse, Allah onu
söndürmüştür. Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmuştur:
Eğer onlar sizinle savaşacak olsalar, size arkalarını dönüp
kaçarlar. Sonra zafere de eriştirilmezler. [Âl-i ‘İmran 111]
Bunun şâhitleri apaçık ortadadır. Lübnan’da meydana gelenler bunu
dile getirmektedir. Sayıca ve teçhizatça az bir direniş, Yahudilerin
sahip olduklarına ve Amerika liderliğindeki Sömürgeci Kâfirlerden
aldıkları desteğe kıyasla, maddi ölçülere kıyasla, çok daha az
görünen bir direniş, bütün bunlara rağmen, Yahudinin derinlerinin
derinlerini vurmuştur. Böylece o Yahudi varlığına, aklını başından
alan bir sersemlik çarpmıştır. Öyleyse Müslümanların orduları bu
direnişe katılırsa, hatta sadece çevredeki ordular katılırsa halleri
nasıl, nasıl olur?!
Ey Müslümanlar!
Muhakkak ki savaşın sürmesi, Nusretin müjdelerindendir. Nusret ise
sabır ile birliktedir. Her ne kadar Yahudilerin cürümleri, bize
eziyet, elem ve zarar veren yıkımlar, katliamlar ve tahribatlar ile
sonuçlanıyorsa da, aynı şekilde onlara da eziyet, elem ve zarar
vermektedir. Kaldı ki Müslümanı, iki güzellikten biri [Ya Şehâdet Ya
Zafer] beklerken, düşmanı ise ancak iki kötülük beklemektedir. Allah
[Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmuştur: O (düşman) topluluğun peşine düşmede sakın gevşeklik
göstermeyin! Eğer siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin acı
çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik sizler Allah’tan,
onların hiç ummadıkları şeyleri ummaktasınız. Allah ‘Alîm’dir,
Hakîm’dir. [en-Nîsa 104]
Gerçekten de savaşın sürmesi, Nusretin müjdelerindendir. Düşmanın
şartlarına göre savaşın durdurulması ise Nusretin heder edilmesidir.
Şehâdet ve cesâret ile ak sayfalar yazdıran o akıtılan nezih kanlar
bin kat hayrdır. Müzâkereler ve teslimiyet ile kara sayfalar
yazdıran ise bin kat şerdir!
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve G8 devletlerinin girişimleri
ufuktadır ve bunların tamamı, açıktan ve alenen düşmanın çıkarına
olan yönlere ve Müslümanların kanlarını hedere götüren çözümlere
çağırmaktadır. Nitekim Amerikan liderliğindeki Sömürgeci Kâfirlerin
ileri sürdüğü ve Kâfir devletlerin ajanlardan, yöneticilerden,
uşaklardan ve çöl sıçanlarından olan kuyruklarının alkışlayıp
desteklediği bu çözümlere ilişkin haberler, gizlilik ve imâdan çıkıp
bildirim ve açıklamaya dönüşmüştür.
Aslolan, Yahudilerin şartlarını taşıyan arabulucu elçilerin kabul
edilmemeleri ve en kötü bir kovma ile kovulmalarıdır. Çünkü onlar,
Yahudilerin çıkarına olan çözümleri pazarlamaktadırlar. Akıtılan
nezih kanları devletlerarası çatışmalara ve alçaltıcı hıyânet
çözümlerine malzeme yapmak istemektedirler. Müslüman ise zilleti
asla kabul etmez. Çünkü o, Dîni ile azizdir ve Rabbi ile
kuvvetlidir. Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmuştur:
İzzet, üstünlük yalnızca Allah’ın, Rasulü’nün ve Mü’minlerindir,
velâkin münâfıklar bunu bilmezler. [el-Munâfikûn 8]
Ey Müslümanlar!
Muhakkak ki Hizb-ut Tahrir, Müslümanların ordularındaki tüm
güç sahiplerine haykırmaktadır ki kuvvetlerini savaş meydanına doğru
harekete geçirsinler, yöneticilerin önlerine diktiği tüm engelleri
yıksınlar, Cihâdın ve kararlılığının başlangıç noktası olsunlar!
Onların zulümlerine râzı olup alçaklık gösterirlerse, hakka karşılık
onlarla pazarlığa girişip tâviz verirlerse, sahip oldukları o kuvvet
kendileri için, dünya hayatında apaçık bir zillete ve Âhirette de
can yakıcı şiddetli bir azâba dönüşür.
Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi çok can yakıcı
bir azâb ile cezâlandırır ve yerinize sizden başka bir toplum
getirir. (Siz savaşa çıkmamakla) onlara hiçbir zarar da
veremezsiniz. Şüphesiz Allah her şeye Kâdir’dir. [et-Tevbe 39]