“İsrail” Saldırıları Hakkında Açıklama
Kimileri görmezden gelse de, tüm Ümmetin gözleri önünde “İsrail”
savaş araçlarının başlattığı saldırılar silsilesi açıklığa
kavuşturmuştur ki Yahudi varlığı ile birlikte yaşamak onun siyâsî
literatürden silinmesini, aşağılık müzâkere salonlarına koşanların
herkesin önünde ifşâ edilmelerini ve zehirli dilleriyle günahkâr
normalizasyon eylemlerine çağıran sürüngenlerin, ister şahıslar
ister kuruluşlar isterse yönetimler olsun, açık düşmanlık tavrı ile
muâmele edilmelerini gerektirir.
Yine bu saldırılar, Yahudi varlığı liderlerinin psikolojilerini
bozan kin ve nefretlerinin boyutunu da gün ışığına çıkarmıştır. Bu
da Ümmet içerisinde, Filistin’e ve Filistin’den başkasına
saldırandan intikam alabilen ve pervâsızca dilediğini “yola
getirmeye” devam etmekten caydırıp aklını başından alacak kadar bu
saldırgana korku salan muazzam bir enerji olduğu anlamına
gelmektedir. Ancak sanki Yahudiler cürümleri ve ihanetleri için bir
bahaneye muhtaçmışçasına ve sanki Filistin’de meydana gelenler,
özellikle son haftalarda şâhit olduklarımız bu varlığın karanlık
sayfalarına şâhit değilmişçesine, bazı cılız sesler ümitsizce
insanlar arasında hezîmet havası yaymaya çabalamakta ve azgın bir
tepki vermesinden korkarak Yahudiler ile kavga etmenin yanlış
olduğunu iddia etmektedirler.
Bize sormak düşer, hatta sormalıyız, sorgulamayız: İslâmî Âlemin
toprakları üzerindeki karar sahipleri, onlara bağlananlar ve onlara
karşı çıkanlar cevap versin: Nerede devletlerin hazînelerini iflâs
ettiren o silah cephanelikleri, nerede?! Şâibeli mukâveleler ile
satın alınıp da gün yüzü görmeyen depolara atılmış o mühimmatlar
nerede?! Şâyet korunabilseydi, Müslümanların topraklarında bol
miktarda yoğunlaşan enerji kaynaklarının, bilhassa petrolün küresel
güç odaklarını etkileme kudreti yok mudur? İslâmî Âlemin
devletlerindeki liderler, on yıllardır devletlerarası platformlarda
varlıklarını gösterip de Küresel Siyonizme ve tüm varlık araçlarıyla
yayılmakta olan Kapitalist Sömürgecilik sürüngenine karşı zıt bir
görüş sergileyebilmişler midir?
Bu da demek oluyor ki Yahudi varlığının ortadan kaldırılması; İslâmî
âlemimizde masanın tersine çevrilmesini ve kendilerini “İsrail”in
sınırlarını korumaya adayan yöneticiler kâbusunu kaldırıp atacak ve
toprakları boyunca -velev ki azgın sömürgeci devletin zihninden
geçen soyut bir saldırı vehmi olsa bile- her tür saldırıya karşı
İslâmî Ümmeti koruyan tek bir adamın, Halîfe’nin liderliğinde Allah
ve Rasulü’nü seven adamları ortaya çıkaracak geniş çaplı siyâsî bir
kampanya başlatılmasını gerektirmektedir.