Türkiye Devleti’nin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 5 Temmuz 2006
günü Washington’da Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile görüşerek
“Ortak Vizyon” denilen bir belge imzaladı. Bakan Rice, üç kez
erteleyip 17 Nisan’da gerçekleştirdiği önceki ziyâreti sırasında
böyle bir çalışmanın yapılmasından bahsetmiş, ancak bu çalışma ne
imzalanmış ne de içeriği kamuoyuna açıklanmıştı.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın resmî web sitesinde yer alan
05.07.2006 tarihli basın açıklamasında, belgeden yine sadece genel
hatlarıyla bahsedilmektedir. “Bölgesel ve küresel hedeflerde aynı
değerleri ve idealleri paylaşıyoruz: Barış, demokrasi, özgürlük ve
refahın ilerletilmesi” denilen belgede, bu genel hatlar şöyle
sıralanmaktadır: “Türkiye ve Birleşik Devletler aşağıdaki tüm
meseleler üzerinde birlikte çalışmayı taahhüt ederler:
- Genişletilmiş Ortadoğu’da demokrasi
yoluyla barış ve istikrarın ilerletilmesi, [Yani siyâsî,
ekonomik, kültürel, toplumsal, hatta -Irak ve Afganistan’da olduğu
gibi- gerekirse askerî yöntemler ile Kapitalist Küfür fikirlerinin
Müslümanların toprakları üzerinde yerleştirilmesi]
- İki-devletli çözüm temeli üzerinde
“İsrail”-Filistin anlaşmazlığının çözümüne yönelik devletlerarası
çabalar da dahil, Arap-“İsrail” anlaşmazlığının kalıcı bir
çözümüne yönelik devletlerarası çabaların desteklenmesi, [Yani
Müslümanların kalbine saplanmış bir hançer olarak gaspçı Yahudi
varlığının tanınıp meşrulaştırılması ve buna karşılık
Filistin’deki Müslümanların otoritesiz, topraksız kukla bir devlet
ile avutulması]
- Birleşik bir Irak’ta istikrarın,
demokrasinin ve refahın geliştirilmesi, [Yani işgâle karşı
Müslümanların direnişinin bitirilmesi, tarihi boyunca ikinci kez
doğrudan sömürgecilik altına giren Irak’taki kukla devlet
organlarının işler hale getirilmesi, Amerika’nın siyâsî
hegemonyasına, ekonomik sömürüsüne ve ideolojik egemenliğine en
elverişli hale getirilmesi]
- Son 5P+1 girişimi de dahil, İran’ın
nükleer programına yönelik diplomatik çabaların desteklenmesi,
[Yani Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya, yahudi varlığı ve
Hindistan gibi tüm azgın devletler nükleer silah teknolojisine
sahip olduğu halde bunlardan hiç bahsetmeyip halkı Müslüman bir
ülkenin bu teknolojiye sahip olma girişimlerinin önüne geçilmesi,
“arabulucu/kolaylaştırıcı” veya “beleş komisyoncu” sıfatıyla
Müslümanı bırakıp Kâfirin desteklenmesi]
- Karadeniz bölgesi, Kafkasya, Orta Asya ve
Afganistan’da istikrar, demokrasi ve refaha katkıda bulunulması,
[Yani Amerika’nın İslâmi beldeler üzerindeki hinterland zincirini
bağlamak, Amerika adına Rusya’nın önünü kesmek ve en önemlisi
Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulmasına engel olmak için
kapitalist plânlara, projelere ve sloganlara katkıda bulunulması]
- BM himayesinde Kıbrıs sorunu için tam ve
nihâî, kapsamlı ve karşılıklı-kabul edilebilir bir çözümün
başarılmasının desteklenmesi ve bu bağlamda Kıbrıslı Türklerin
izolasyonuna son verilmesi, [2004 yılındaki referandumdan
sonra çöpe atılan Amerika’nın Annan Plânı’nın yeniden revize
edilerek Kıbrıs’taki İngiliz egemenliğini sarsmak, mümkünse
ileride İngiliz üslerini kovmak üzere Amerikan çözümünün AB değil
de BM himâyesinde desteklenmesi]
- Hazar havzasından gelenler de dahil,
hatların ve kaynakların çeşitlendirilmesi yoluyla enerji
güvenliğinin arttırılması, [Yani Orta Asya ve Hazar
hidrokarbon kaynakları üzerinde hâkimiyet kurarak
-(Kazakistan)-Bakü-Tiflis-Ceyhan hattında olduğu gibi- Rusya’nın
bypass edilmesine ve Avrupa’nın enerji açısından boğazının
sıkılmasına yardımcı olunması]
- Transatlantik (Atlas ötesi) ilişkiler ile
NATO transformasyonunun güçlendirilmesi, [Yani Atlas
Okyanusu’nun ötesindeki Küfrün ele başı, İslam’ın yaman hasmı,
Müslüman’ın eli kanlı kâtili, beşerin, şecerin (ağacın, çevrenin)
ve hatta hacerin (maddi güzelliklerin) düşmanı olan Amerika
Birleşik Devletleri ile (belgedeki ifadesiyle) “güçlü dostluk,
müttefiklik, karşılıklı güven ve vizyon ortaklığı bağlarıyla
şekillenmiş” ilişkilerin güçlendirilmesi ve bu Sömürgeci Kâfir’in
askerî maşası olan NATO’nun Amerika’nın ideolojik şerlerine daha
çok hizmet edecek şekilde dönüştürülmesine, bilhassa Türkiye
açısından Montrö Anlaşması yüzünden giremediği Karadeniz’e,
Akdeniz’deki Aktif Çaba (Active Endeavor) girişimi adı altında
sokulmasına destek verilmesi]
- PKK ile mücâdele dahil, terörizme ve
bağlantılarına karşı konulması, [Irak’taki sayıca ve
teçhizatça az olmasına rağmen Kâfiri dize getiren efsânevi direniş
karşısında düştüğü acziyetin örtülmesi, bununla birlikte İslam’a
karşı “terör”, Müslümanlara karşı da “terörist” diyerek mücâdele
edilmesi, böylece “Milli Güvenlik Konsepti” içerisinde “en
öncelikli tehdit” olarak İslam’ın zikredilmeye devam edilmesi]
- Kitle imha silahlarının yayılımının
önlenmesi, [Yani aslında Irak’ta, Afganistan’da ve
Çeçenistan’da düzenlenen kitlesel katliam operasyonlarında
kullanılan bu silahların “yayılımını önleme” adı altında, yalan
istihbârat raporları ve düzmece analizler ile hazırlanan
entrikalara destek verilmesi]
- Yasadışı insan, uyuşturucu ve silah
kaçaklığına karşı konulması, [Yani uyuşturucu ve silah
kaçakçılığının küresel baş organizatörü olan Amerika’nın kontrolü
haricinde gerçekleştirilen kaçaklığa karşı mücâdele edilmesi]
- Dinler ve kültürler içinde ve arasında
anlayış, saygı ve hoşgörünün arttırılması, [Yani İslam ile
muharref Küfür dinleri arasında hiçbir fark olmadığı, “Allah
katında tek dîn İslam’dır” ilâhi hükmünün ortadan kaldırılarak
Bâtıl’ın Hakk’a üstün kılınmasına, böylece Müslümanların dinden
çıkarılmasına, Kâfir misyonerlere ve sap(tırıl)mış diyalogculara
destek verilmesi, İslam’ın sadece ibâdetlerden ibâret bir din
olarak gösterilmesi ve İslam’ın siyâsî ideolojik yönünü yok etmek
için tüm imkânların seferber edilmesi]
- Devletlerarası meydan okumalara ve ortak
endişeye yol açan krizlerine çözüm bulunması için kesintisiz,
etkin, çok-taraflı eylemin ilerletilmesi [Yani yeryüzünde
İslam’ın siyâsî bir varlık ile temsil edilmesinden başka
devletlerarası meydan okuma olmadığına ve Müslümanların
topraklarındaki krizlerden başka onları endişelendiren pek bir
kriz olmadığına göre, İslam’a ve Müslümanlara karşı, bilhassa
Nübüvvet Minhâcı üzere Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulmasına
karşı amansız, aralıksız, acımasız ve ayrılıksız ortak eylemin
ilerletilmesi]
AKP Hükümeti’nin kurulduğu günden beri tüm bu amaçlar uğruna kendini
paraladığı doğrudur. O halde böyle bir belgeye, diplomatik
teamülleri zorlayan bir üslup ile neden ihtiyaç duyulmuştur? Çünkü
bu belge, AKP’nin Hükümet politikasını, Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin
“devlet politikası” haline getirmektedir. Yani bundan sonra
Türkiye’de iktidâra gelecek diğer hükümetleri de bağlamaktadır.
Yalan vaatler ve tilki kurnazlığı ile, sahte İslâmî geçmişleri adına
Müslümanların oylarını ve elbette Amerika’nın eşsiz desteğini alarak
iktidara gelmiş bir Hükümet ve onun Dışişleri Bakanı tarafından
sadece imzalanmayıp aynı anda hâince benimsenen bu “ortak vizyon”
içerisinde; Allah için tek bir şey var mı? YOK! İslam için? YOK!
Ülke için? YOK! Halkı için? YOK! Ya Dinsiz devleti için? O da YOK!
Ya Allah’ın herhangi bir mü’min kulu için? Hakîkaten o da YOK!
Onlara (ancak) sapkınlar, azgınlar uyarlar. Görmüyor musun, onlar
her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapamayacakları şeyleri
söylerler. Ancak îman edip sâlih amel işleyenler, Allah’ı çokça
zikredip zulme uğratıldıktan sonra zafere ulaşmaya çalışanlar
başkadır! Zaten zulmedenler, nasıl bir yıkılış ile yıkıldıklarını
çok yakında bileceklerdir. [eş-Şu’arâ 224-227]