Ey Müslümanlar! Bir yahudi askeri, bir çatışma sırasında esir
alındı -evinden kaçırılmadı- ve yahudi varlığı yerinde oturmadı,
onun için dünyayı ayağa kaldırıp bunu hayatî bir mesele olarak
algıladı. Erkeklerden, kadınlardan, yaşlılardan ve çocuklardan
binlerce hapsedilmiş ve esir alınmış kardeşlerimiz var, dokunulamaz
değerlerimiz ayaklar altına alınmış, mukaddesâtımıza, Rasulümüze ve
Kitâbımıza hakâretler yağdırılmış, Yahudilerden ve sömürgecilerden
gece-gündüz başlarımıza musîbetler boşaltılmış, tüm bunlar yaşanmış
olmasına ve yaşanmakta olmasına rağmen, başımızdaki yöneticilerden
hiçbiri, bunlardan herhangi birini yardıma lâyık hayatî mesele
olarak görmemiş, hatta haklarında tek bir doğru söz bile
söylememişlerdir! Bilakis her defasında “arabulucu” olarak hareket
etmişler, ellerini kaldırıp o yahudi askerin evine sağ-sâlim dönmesi
için yalvarmışlardır!
Filistin işgâlcisi Yahudi varlığı ise kendisini halkının koruyucusu
ve maslahatlarının garantisi olarak görmekte, bu uğurda
bıkmadan-usanmadan çalışmakta, her bir yahudinin çıkarını devletin
çıkarı olarak algılamakta ve her birinin derdini dert edinmektedir.
İşte bunun için tek bir yahudinin kaybolmasını hayatî meselesi
olarak görmekte, devletinin tüm güçlerini onu bulmak için seferber
etmektedir. Bizim topraklarımız üzerindeki devletlere gelince;
bunlar kralların ve elitlerin devletleridir. Bir liderin başı
ağrısa, devlet ayaklanıp onun için seferber olur. Yöneticiler rahat
ve güven içinde oldukları sürece ülke mi satılmış, halkı mı perişan
olmuş, hiç de önemli değildir! Önemli olan ülkeden ve halkından çok,
despot devletlerin bekâsıdır. Yahudiler ile yapılan savaşlar (!)
bunun en somut delîlidir. Filistin ve çevresi işgâl edildiği,
târumâr edildiği halde Müslümanların başındaki yöneticilerden
hiçbiri bunu bir hezîmet olarak kabul etmemiştir. Çünkü yöneticiler
zarar görmemiştir! Onlara göre, yöneticilere zarar veremedikleri
sürece yahudiler zafer kazanmış olmazlar!
Ey Müslümanlar! Yöneticilerin, işledikleri bu kötülüklerden
dolayı pişman olup utanç duymalarının zamanı gelmedi mi? Onlar ki
çatışma sırasında esir alınmış işgâlci bir askeri kurtarmak için
Yahudiler ve Müslümanlar arasında “arabulucu” olmakta, ama aynı anda
yahudilerin ellerinde bulunan binlerce esiri ve mahkûmu kurtarmak
için kıllarını bile kıpırdatmamakta, hele Filistin’i yahudilerden
kurtarmayı hiç akıllarının ucuna dahi getirmemektedirler! Orduların,
damarlarındaki kanları kaynatıp Filistin’in ve halkının imdâdına
koşmalarının, tören geçitlerinde karşılarına geçen yöneticileri
selâmlamak yerine, iki güzel neticeden biri [ya Şehâdet ya Zafer]
için yanıp tutuşmalarının zamanı gelmedi mi? Bu ordular, yahudilerin
Filistin’deki cürümlerini, dokunulamaz değerlerimizi nasıl
çiğnediklerini mukâddes mekânlarımızı nasıl kirlettiklerini
hatırlamazlar mı? Bu ordular, tertemiz toprakların fâtihlerin
kanlarıyla sulandığını, mücâhidlerin atlarının ayağının tozunun
değmediği veya Şehidlerin kanlarının bulanmadığı tek bir karış
kalmadığını hatırlamazlar mı? Bu ordular, bu yöneticilerin yahudiler
ile ne entrikalar çevirdiklerini, cürümlerine nasıl da sessiz
kaldıklarını, bu Kerîm Ümmetin samimi evlatlarını nasıl da
ezdiklerini hatırlamazlar mı? Sonra yahudileri paralarla, silahlarla
ve hatta uşaklarla destekleyen Amerika liderliğindeki Sömürgeci
Kâfirlere nasıl da boyun büktüklerini hatırlamazlar mı? Ki o
Sömürgeci Kâfirler topraklarımızdaki çıkarlarının, yalnızca bu
yöneticilerin “himâyesi” sayesinde güven ve güvenlik ile
korunmasından dolayı kendilerini huzur ve rahatlık içinde
hissederler. Tüm bunlardan sonra, bu yöneticilerin, bir kez olsun,
Filistin’i yüzüstü bırakmaktan “utanç” duymalarının zamanı artık
gelmedi mi?
Ey Müslümanlar! Denilir ki: “Her işte bir hayır vardır.”
Bu işte de böyle oldu. Zîra asker hâdisesi, şu iki faydaya neden
oldu: Birincisi: Gerçek bir çatışmaya dönüşmek üzere olan
örgütler arası mücâdele durdu. Asker hâdisesi bir ara verilmesine
yol açtı ve biz bunun bir ara olarak kalmayıp nihâî olarak sona
ermesini ümit ediyoruz. İkincisi ve daha önemlisi: Asker
hâdisesi, Devlet Başkanı ‘Abbas ile Başbakan Heniye arasındaki basın
toplantısını iptal etti. Zîra orada, Esirler Vesîkası’nı
onayladıklarını duyuracaklardı. Oysa bu vesîka, Filistin’de iki
devletin onaylanmasını içeriyordu. Biri, 1948 toprakları üzerinde
yahudilerin devleti ve diğeri de 1967 toprakları üzerinde veya 1967
topraklarının parçaları üzerinde Filistin halkının devleti! Bu,
gerçekten öldürücü darbedir, keşke bilselerdi! Muhakkak ki Filistin,
ikiye parçalanmayı asla kabul etmeyecektir. Zîra burası, hem
Diyâr-ul İslam’ın en önemli parçalarından biridir hem de mübârek bir
İslâmî beldedir. Onun tek karışından bile vazgeçmek büyük bir
cürümdür, üzerinde pazarlık yapmak apaçık hıyânettir. Çünkü halkıyla
ve toprağıyla Filistin’in tamamı, Müslümanların emânetidir: Ey
îman edenler! Allah’a ve Rasul’e hıyânet etmeyin! (Sonra) bile bile
kendi emânetlerinize hıyânet etmiş olursunuz. [el-Enfâl 27]