Arabuluculuk mu, Laf Taşıma Misyonu mu?
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, hafta sonu İran’a gitti.
Ziyâreti sırasında İran’ın nükleer çalışmaları konusunda yaşanan
devletlerarası kriz hakkında temaslarda bulunup, çok sayıda yetkili
ile görüştü. Dışişleri Bakanlığı ziyâret ile ilgili yaptığı
açıklamada, Bakan’ın krizin çözümü konusunda
“arabulucu/kolaylaştırıcı” rolü ile İran’a gittiğini belirtti.
29 Haziran’daki G8 Dışişleri Bakanları Toplantısının hemen öncesine
tekâbül eden bu ziyâretin zamanlaması da hayli ilginçtir. Nitekim
Bakan, İran’dan sonra Rusya’ya, oradan 5 Temmuz’da randevulaştığı
ABD Dışişleri Bakanı Rice ile görüşmek üzere Amerika’ya, geri
dönüşünden hemen sonra da 8 Temmuz’da Irak’a Komşu Ülkeler
Toplantısı için yeniden İran’a gidecektir. Dolayısıyla bu
ziyâretiyle İran’dan edindiği izlenimleri Amerikalı yetkililere
bildireceği, onlardan aldığı tâlimatları da İran’a götüreceği
anlaşılmaktadır!
Artık şüphe kalmamıştır ki AKP Hükümeti, sömürgeci Kâfirlerin,
bilhassa Amerika’nın hizmetindedir. Yoksa kâfirlerin çıkardığı kriz
için ne diye çırpınmaktadır? Hangi akla hizmetle halkı Müslüman bir
ülke olan İran’a karşı Kâfirlerin yanında yer almaktadır? Hangi
bedel karşılığında Rice Kâfirine laf taşımaktadır? Kolaylaştırıcı
vasfıyla kimin sömürgeci politikasını kolaylaştırmaktadır? Dışişleri
Bakanlığı yetkilileri, Bakan’ın -isim belirtmeden- Amerika’nın
mesajlarını değil, Ankara’nın kendi pozisyonu ve soruna bakışını
aktaracağını açıklamaktadırlar. Ankara’nın kendi pozisyonu ve bakışı
mı varmış? Hani nerede, Kaf Dağı’nın ardında mı?!
Dünyanın baş belası, sömürgeci vahşi sırtlanlar, nükleer çalışma
yapıyor diye halkı Müslüman bir ülkenin üzerine çullanmakta ve
Türkiye’nin Dışişleri Bakanı’na bu noktada utanç verici bir “laf
taşıma misyonu” verilmektedir. Yoksa Bakan İran’ın nükleer
çalışmalarının engellenmesi için bu kadar çırpınırken, neden yahudi
varlığının nükleer silahlarından hiç bahsetmemektedir?
Hiçbir Kâfirin doğrudan veya uşak edindikleri müptezel yöneticilerin
arabuluculuğu ile dolaylı olarak Müslümanların işlerine burnunu
sokmaya hakkı yoktur. Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle
buyurmuştur:
Muhakkak ki Allah, Kâfirler için mü’minler aleyhine asla bir yol
(egemenlik) vermeyecektir! [en-Nîsa 141]
Müslümanlar tüm gayretlerini sadece nükleer çalışmalara değil hatta
en gelişmiş nükleer silahlara sahip olacak Raşidi Hilafet Devleti’ni
kurmaya harcamalıdırlar ki Allah’ın düşmanlarını, bizim
düşmanlarımızı ve bunlardan başka bizim bilmeyip de Allah’ın bildiği
diğerlerini korkutabilsin, hatta korkutmakla yetinmeyip Filistin’de,
Irak’ta ve işgal altındaki diğer beldelerde inletilen mazlum
kardeşlerimizin imdâdına koşsun!
