Yemen Cumhurbaşkanı ‘Ali ‘AbdAllah Sâlih’in yaklaşık bir yıl önce
2006 yılı başkanlık seçimlerine aday olmayacağını açıklamasından
beri, Yemen’de akıl sahibi hiç kimse bu kararın ciddi ve hakikî
olduğuna inanmadı. Yemen’deki sistemin vakıasına vâkıf olan herkes,
onun gelecekte uygun bir zamanda kararından dönmesi talepleriyle
yandaşlarını ve bağlılarını harekete geçireceğinin kesin bir şekilde
farkındaydı. Ama bazılarının merak ettiği soru şudur: O halde niçin
böyle basit bir oyun oynanmaktadır? Cevap basittir. Çünkü o bir
yandan iktidar sevdâlısı olmadığını, yönetimin yüklerini sırf
vatan-millet aşkıyla gönülden yaptığını îmâ ederek halkı -Hâşâ-
“aptal” yerine koymak, öte yandan -kısa süreli de olsa- insanların
dikkatlerini, başta ekonomik bozukluk olmak üzere ülkedeki genel
durumun kötüleşmesinden uzaklaştırmak istiyordu. İdârî, mâlî ve
siyâsî yozlaşmanın Yemen’e hâkim olduğu, devletin tüm organlarını
talan ettiği, politik hiyerarşinin en altından en üstüne kadar içine
battığı, her tarafa yayılan yolsuzluğun aleni bir şekilde meydana
geldiği ve bunların yetkili-yetkisiz tüm insanların diline
dolaştığı, politikacı olsun sıradan insan olsun Yemen’deki herkes
tarafından bilinmektedir! Kamu mallarının hortumlanması öyle bir
boyuta ulaştı ki petrol nakliyat kaçaklığı tümüyle devlet içinde
nüfuzu olanların hesâbına yürütülür oldu, yasal sözleşmelerini
çiğnemelerine ve aykırı davranmalarına göz yumsunlar diye petrol
şirketleri devlet yetkililerine rüşvet verir oldu, yakıt fiyatlarını
artırmak ve geçim giderlerini yükseltmek üzere peş peşe dozlarla
Devletlerarası Para Fonu’na [IMF] utanç verici bir şekilde boyun
bükülür oldu. Ama herkes biliyor ki yakıtlar yerli üretimdir!
Genel kamu hizmetlerine kalifiye insanlar yerine yandaşların
görevlendirilmesi, kullanım süresi dolmuş ilaçların ithâli ve
kaçaklığı ve anlatması uzun sürecek nice diğer yozlaşmalar devlete
öylesine sirâyet etti ki bazı devletlerarası kuruluşlar tarafından
verilen yardımlar ve bağışlar çalınmakta, aracıların ve nüfuzluların
ceplerine atılmakta, bu da yardım kuruluşlarının birçoğunu,
bağışlarını kesmeye veya azaltmaya yöneltmektedir. Hayat pahalılığı
ile yüksek fiyatlar toplumun geniş kesimlerine öylesine yayıldı ki
Yemen halkının çoğu şu anda fakirlik sınırının altında yaşamaktadır.
O kadar ki vakit namazlarında bile mescidler erkek, kadın ve çocuk
dilenciler ile dolup taşmaktadır. Siyasî alanda düşünce ve ifâde
özgürlüğü şarkıları mırıldandığı bir vakitte hakîkati konuşanlar
ezilmekte ve susturulmaktadır. Tüm zaafiyetiyle Anayasa manipüle
edilmekte, maddeleri değiştirilmektedir. Anayasa’nın 3. maddesi “Tüm
yasamaların kaynağı İslam’dır” diye yazdığı halde, gereken her
an, Allah’ın hadleri tümüyle iptal edilebilmekte, fâizle işlem
yapılmakta, Ümmetin gözetimi ihmâl edilmektedir. Hatta bu gözetim
sıfıra inmektedir. On binlerce Yemenli, her yıl ülke dışında devâ
aramaya çıkmaktadır. Çünkü kaliteli ve gelişmiş tek bir devlet
hastanesi bile yoktur! Yine değişik gerekçeler ve terminolojiler
altında süregelip Sömürgeci Kâfir devletlerin körüklediği
güvensizlik ve iç çatışmalar da ciddi bir tehdit teşkil etmektedir.
Son ama aynı derecede önemli olarak Amerika, “terörizm ile mücâdele”
adı altında ülkenin iç işlerine küstah ve arsız bir şekilde müdâhale
etmektedir. İşte bunlar, Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve
Sellem]’in hakkında bereket duasında bulunduğu Yemen’in durumudaki
yozlaşmanın genel yansımalarından bazılarıdır. O mübârek dua şöyle
idi: Ey Allah’ım, Yemenimizi bizim için bereketli kıl!
Doğrusu bu aktardıklarımız, çoğun yalnızca az bir kısmıdır. Halktaki
kızgınlık son haddine ulaşmıştır. Ümmetin kendisi olmaksızın
doymayacağına ve yaşayamayacağına kendi kendini iknâ etmek üzere
sarayının önünde toplanmaları için tehdit ve baskı ile devlet
memurlarını harekete geçirmesi; Cumhurbaşkanına da, yardımcılarına
da, nizamına da asla bir fayda vermeyecektir. Kuşkusuz azîm İslâmî
Ümmet ve ondan bir parça olan Yemen’deki Müslümanlar, İslam’ı ancak
‘Akîde ve Nizam olarak taşıdıkları zaman İslam ile kalkınmışlar,
O’nun gölgesinde izzetli ve mutlu bir şekilde yaşamışlar ve tüm
beşeriyeti İslam ile gölgelendirmek için O’nu dünyanın dört bir
köşesine yaymışlardı. Kaldı ki beşerin en hayırlısı olan Rasulullah
[SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] ölmüş, ama Ümmet ölmemişti. Bilakis
O’ndan sonra fetihler, yeryüzünün doğusundan batısına kadar
genişlemişti. Çünkü Ümmet, ‘Akîdesi ve bu ‘Akîdeden fışkıran Nizâmı
ile capcanlıydı.
Ey Yemen’deki Müslümanlar! Ey Yemenli Celîl Âlimler! Ey Kabile
Şeyhleri! Ey Güç Sahipleri ve Kanâat Önderleri! Hizb-ut Tahrir,
Rasul [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in müjdelediği İslâmî
Hilâfet Devleti’ni kurmak üzere sizleri kendisi ile birlikte
çalışmaya dâvet etmektedir. Çünkü O’nun kurulması mukadderdir ve göz
açıp kapamaktan daha hızlı olacaktır ki İslâmî Ümmet dünya
saadetiyle ve Âlemlerin Rabbi’nin rızâsı ile nîmetlensin. İşte sizin
hayâti meseleniz budur! Değerli ve lezzetli her şeyin uğrunda
harcanması gerekse de…
Ey îmân edenler! Allah ve Rasulü sizi, size hayat verecek şeye dâvet
ettiği zaman icâbet edin! Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına
girer ve siz muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız. [el-Enfâl
24]