Hizb-ut Tahrir.org Hizb-ut Tahrir.info Al-Ummah.org
Resmî Sözcülüğü
Türkiye Vilâyeti

Allah, sizlerden iman edip salih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halife kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini yeryüzünde hakim kılacağını, (geçirdikleri) bu korku durumlarını güvene çevireceğini vaâdetti. Zira onlar yalnız Bana ibadet eder ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de bundan sonra inkâr ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir. [Nur 55]



 

SESAR’a Reddiye

Sayın SESAR Araştırma Kuruluşu Yetkilileri,

Es-Selamu ‘Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Web siteniz olan [ www.sesar.com.tr ] adresini incelememiz sonucunda Hilâfet ve Hizb-ut Tahrir hakkında, bilhassa aşağıdaki üç noktada ciddi yanılgılar içerisinde olduğunuzu gördük: Siyâsî bir proje ve tek çözüm olan Hilâfet’in gerçeği, Hizb-ut Tahrir’in 2 Eylül 2005 Cuma günü İslambul Fatih Camii’nde ve 9 Eylül 2005 Cuma günü Ankara Hacı Bayram Camii’nde yaptığı faaliyetlerin gerçeği ve Amerika’nın “Ilımlı İslam” adı altında yürüttüğü çalışmanın gerçeği.

Yazılarınızdaki ve raporlarınızdaki bu hataları düzeltmenizi ve bu reddiyeyi dürüstlüğünüzün bir göstergesi olarak web sitenizde yayınlamanızı rica ediyoruz. Bu reddiyemi zamanında yollamak isterdim fakat haksız tutuklanmam buna engel oldu.

12.09.2005 tarihli “Suçüstü Yakalandınız, Demiştik” başlıklı raporunuza Hizb-ut Tahrir’in Fatih faaliyetini “danışıklı dövüş” olarak tanımlayarak başlamaktasınız. Şimdi size danışıklı dövüşün aslında kimler arasında olduğunu göstereceğiz. Gösterinin gerekçesini de ilginç bir mizansene dayandırıyorsunuz ve şöyle diyorsunuz: “Geçen Cuma (2 Eylül) Fatih Camii’ndeki Hizb-ut Tahrir kışkırtması (!) orduya yönelikti. Ordu çıkıp “Laiklik ve rejim tehlikede” diye sert bir açıklama yapsaydı, AKP çok rahatlayacak, AB ile kol kola girip ordunun Türk yönetim sistemi üzerindeki ağırlığının AB Sürecini akamete uğrattığı yolunda bir kampanya yürüteceklerdi. Müzakerelerin ertelenişi de orduya fatura edilecekti.” Sonra da ordunun bu “oyunu” görüp olayı “es” geçtiğini iddia ediyorsunuz. Demek ki sürekli ordudan bahsettiğiniz halde orduyu pek de titizlikle izlemiyorsunuz. Nasıl oluyor da, bazı generallerin Hilâfet ve Hizb-ut Tahrir hakkında ağır sözler sarfettiğini, Milli Güvenlik Kurulu’nun Hilafet’i “terörden daha öncelikli” bir numaralı tehdit olarak kabul ettiğini ve nihayet Özkök’ün Hizb-ut Tahrir’e ve Hizb-ut Tahrir'in davette bulunduğu Hilafet'e “askeri güç kullanma tehdidi” savurduğunu bilmiyorsunuz? Yine bu -sizin anlayacağınız dilden- fictional (hayâli) kurgunuza göre, hükümetin medyadaki aparatları Büyükanıt’ı sert açıklamaya zorlamak için Hizb-ut Tahrir’in gösterisi işe yaramayınca (!) “etnik kökenli tezgaha” ve benzer kışkırtmalara yöneldi de Büyükanıt bunlara gelmedi!

Sonra Hürriyet Gazetesi’nin manşetine sözleri taşınan Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin zâlimine geliyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Devlet Bakanı Şahin, Fatih Camii’ndeki olayı Cuma namazını orada kıldığı için yakinen görmüş. Ama anlaşılan, görmezden gelip (Senaryodaki arıza burada. Hâlbuki gidip Hizb-ut Tahrircileri yaka paça kürsüden indirseydi, hükümet ve Şahin, tüm medyanın manşetine çıkarılır, rejimi ve laikliği kurtaran Bakanlar olarak tarihe geçerlerdi) geçip gitmiştir.” Bu ifadeler ordunun yanı sıra medyayı da titizlik ile takip etmediğinizi gösteriyor. Çünkü M. A. Şahin o gün Fatih’te değildi. M. A. Şahin önceki yıl Ramazan Bayramı sırasında Fatih Camii’ndeydi. Bunu kendisi de itiraf etti. Dolayısıyla siz aralarında yaklaşık bir yıl bulunan iki olayı karıştırıp teorilerinizi bulandırmış oluyorsunuz. Sonra diyorsunuz ki: “Hürriyet bu aymazlığı manşetine alacağına Şahin’in sözlerini manşetine alıyor, sivil polisi suçluyordu. Hâlbuki Hürriyet pekâlâ Devlet Bakanı Şahin’e sorabilirdi: Siz, Emniyet Müdürü Cerrah’ı arayıp niye müdahale istemediniz, diye. Yine aynı Hürriyet aynı Bakana bu açıdan bu iş para için yapıyor diyecek iç dinamikleri nasıl biliyorsunuz? Bu isimleri tanıyor musunuz? Siz tanımıyorsanız partinizin teşkilatlarından, milletvekillerinden Hizb-ut Tahrir’e yakın olanlar kimler? AKP ile Hizb-ut Tahrir arasında bir ilişki var mı, gibi birçok soruyu sorabilirdi.” Oysa siz basit bir araştırma ile Mehmet Ali Şahin’in o gün orada olsaydı, tüm küstahlığı ile hücuma geçeceğini bilirdiniz. Zîra o Ramazan Bayramı’nda bayram namazı çıkışında kendisine Hizb-ut Tahrir şebâbından bir genç bir beyanname verince, kağıdı eline aldığını, biraz okuduğunu, sonundaki Hizb-ut Tahrir imzasını görünce yanındaki zebanilere “Alın götürün bunu” diyerek tutuklattığını, sonra ibret olsun diye (!) o gencin verdiği kağıdı, Fatih olaylarına kadar çantasında taşıdığını ve amel defterinin bu kara lekesini gazetecilere de göstererek kendi ayıbını kendi elleriyle ifşa ettiğini görürdünüz! Yine medyayı dikkatlice izleseydiniz, sorulmasını istediğiniz soruların çoğunun, daha da ötesinin sorulduğunu görürdünüz. Sonra şöyle devam ediyorsunuz: “Süreç başka olsa, Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’lilerin Hizb-ut Tahrircilerle ilişkileri (!) yurtiçinden ve dışından desteklenen onlarca resim çoktan gazetelerin birinci sayfalarını süslemişti.” Aristo mantığıyla ürettiğiniz bu teori doğru olsaydı, AKP aparatı medya değilse de sizin kendi medya çevreniz bunu pekâlâ yapabilirdi. Yazdıklarınızdan anlaşıldığı kadarıyla ordu ve istihbarat gibi donanımlı çevreler ile bağlantılarınız vardır. Onlardan bunu talep edip kendiniz bu “başarıya” imza atsaydınız ya!

Hacı Bayram’a gelince; şöyle devam ediyorsunuz: “… Hacı Bayram Camii’ndeki Hizb-ut Tahrir protesto gösterisi AKP milisleri takviyeli cemaat, sivil polis ve polis elbirliği ile yerle bir edildi. Çünkü Hizb-ut Tahrir, Recep Tayyip Erdoğan’ın Cuma Namazı’nı Hacı Bayram Camii’nde kılacağını günler öncesinden öğrenmiş ve Hacı Bayram’a iyice yerleşmişti. Başbakanı da basına “Hizb-ut Tahrir’in orada olduğunu bile bile gittim” açıklamasını yaptı. (Zaten Hizb-ut Tahrir’in istihbaratı güçlüdür. Başbakanlık bürokrasisinde, AKP’nin içinde bir çok güçlü ajanı vardır.)” Öncelikle siz, Hizb-ut Tahrir’in Erdoğan’ın programını günler öncesinden öğrendiğini nereden çıkarıyorsunuz? Sonra Hacı Bayram’a yerleşmek ne demek? Erdoğan’ın “bile bile gittim” yalanına nasıl itibar ediyorsunuz? O gün Hizb-ut Tahrir’in şebâbı, dünya çapında düzenlenen faaliyetler serisinin bir uzantısı olarak Türkiye’de İslâmî Ümmeti ve içerisindeki güç sahiplerini Hilâfet Devleti’ni kurmaya dâvet ediyordu. Erdoğan ve AKP son birkaç yıldır sahnededir ama Hizb-ut Tahrir 1953’ten beri Hilâfet’i kurmak için çalışan köklü siyasi bir partidir. Şimdi nasıl oluyor da siz İslami ideoloji üzerine kurulu ve derin siyasi kökleri bulunan Hizb-ut Tahrir ile Amerikan Kâfirinin Özal sonrası son dönem kuklası olan AKP’ye bağlayabiliyorsunuz? Aydın bir bakış ve insaflı bir değerlendirme bu olamaz! Ardından az önceki ifadeleriniz ile çelişen şu cümleleri yazıyorsunuz: “Başbakan Cuma’yı kılıp da dışarıya çıkacağı anda Hizb-ut Tahrir protestolara başlamış, ama kahraman ve mücahit (!) AKP’li milisler (Müslüman kardeşlerine) iktidar nimetlerine olası zararlarını engellemek ve imaj düzeltme operasyonuna maksimum katkı yapmak için polis(!)le el ele verip rejim ve laiklik düşmanı, AB sürecini baltalamaya yönelik eylemi engellemişlerdi.

Daha sonra şöyle devam ediyorsunuz: “Türkiye’deki cemaat ve tarikatlardaki Recep Tayyip Erdoğan’ın efsanelerinden Recep Tayyip Erdoğan’ın ermişliğinden, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmişliğinden dem vuran masallar bilinirken, Hizb-ut Tahrir’in AKP’den habersiz ve izinsiz ve koordinesiz hareket etmeyeceği bilinirken, Fatih Camii kışkırtmasının satın alınamayacağını senaryoyu yazanlar bilmeliydi.Hizb-ut Tahrir’in AKP iktidarından bu yana kamuoyuna aktarmaya çalıştığı düşüncelerini bilmiş olsaydınız, bu teorinizin de oldukça özensiz olduğunu görürdünüz. Zîra Hizb-ut Tahrir, AKP Hükümeti bile ortada yok iken, Amerika’nın uzun süredir “İslamcı” bir taife üzerinde çalışmalar yaptığını, bunların Amerika’daki yeni-muhafazakar grup ile sıkı ilişki içinde olduğunu, 28 Şubat siyasi krizi ile 2001 ekonomik krizinin meczedilerek, medyanın da pompalamasıyla AKP’nin iktidara taşınacağını, Amerika’nın Bush sonrası yeni ajan politikasına birebir uyumlu davranacağını, Türkiye’deki İngiliz mâmülü laik dikta ile mücâdele edeceğini, Müslümanları süslü laflar ve önceki geçmişleri ile aldatacağını ve Müslümanların bu tehlikeden sakınması gerektiğini Türkiye toplumuna anlatmaya çalışıyordu. Hizb-ut Tahrir, Ümmet içerisinde ve Ümmet ile temas halinde bu gerçekler hakkında uyarılarda bulunurken sizler masa başında teoriler yazmak ile meşguldünüz. Yine “Orduya sert laiklik beyanatı vermediği için fena bozulan Recep Tayyip Erdoğan, Fatih Camii fiyaskosunu, Hacı Bayram’la örtmeye çalıştı. Ama o da sırıttı” diyorsunuz. Oysa Şemdinli İddianamesi sonrasında verilen 20 Mart 2006 tarihli muhtıra, sizin AKP ile Ordu arasındaki ilişkileri de hatalı ve eksik tahlil ettiğinizi ortaya çıkarmıştır ve dolayısıyla ulaştığınız bu netice de sizin tabirinizle “fiyasko” haline gelmiş, görüyorsunuz.

20.09.2005 tarihli “(Vatana İhanetin Belgesi mi Olurmuş?) Demeyin!.. ve Şu Soruları Dikkatle İnceleyin!” başlıklı yazınızda da Başbakan’a yönelttiğiniz sorular arasında bizi ilgilendiren aşağıdaki iki sorudur: Soru 14: “Hizb-ut Tahrir eylemlerinin ardında, sizi yakinen destekleyen bir ülkenin bulunduğu doğru mu? Ve bu ülke İngiltere mi?

Cevabını biz verelim: Hayır yanlış. İki açıdan yanlış. Birincisi, AKP Hükümeti, Amerikan uşağı bir Hükümettir. İngiltere ise Türkiye’deki laiklerin efendisidir. Aralarında yaşanan gerilimler Amerikancı demokrasi ile İngilizci laiklik arasındaki gerilimlerdir. Bir diğer ifadeyle seçilmiş Amerikan uşakları ile atanmış İngiliz uşakları arasındaki gerilimlerdir. Daha açıkçası, İngiliz güdümlü ordu ve devlet kurumları ile Amerikan güdümlü AKP Hükümeti ve yanaşmaları arasındaki gerilimlerdir. İkincisine gelince; Hizb-ut Tahrir’in arkasında İngilizlerin bulunduğu iddiası, yıllardır tekrarlanan iğrenç bir iftiradır. İki gözü olan görüyor ki Hilâfet’i Türk ve Arap hainler sayesinde yıkan yılanın başı İngiltere’dir. Hilâfet’in yıkılıp yerine Laik Cumhuriyetin kurulması için sahte bir savaş tezgâhlayan yine yıldızı kaymış İngiltere’dir. Ankara’da alternatif Hükümet kurup Halife’nin elinden otoriteyi alan da aynı İngiltere’dir, Halife’yi ülkeden apar topar kovduran da o İngiltere’dir. Bundan önce yaklaşık iki yüz yıl boyunca Hilâfet’i yıkmak için uğraşan da batasıca Batılı devletler ve başlarındaki İngiltere’dir. Bu durumda, Hilâfet’i yıkanların, yeniden kurulmasının önüne geçenlerin ve geçmek için uğraşanların mı arkasında İngiltere olur, yoksa İngilizlerin ajanları vasıtasıyla yıktığı Hilâfet'i, yeniden kurmak için tüm İslâmî coğrafya üzerinde çalışıp uğraşanların mı?

Hatırlayınız ki Keçecizade Fuat Paşa denen alçak hâin, Fransa’daki kâfir dostlarından birinin "Avrupa'nın en kuvvetli devletinin hangisi olduğunu" sorması üzerine şöyle demişti: “Sadece Avrupa'nın değil, bütün dünyanın en kuvvetli devleti, şüphe yok ki bizim Osmanlı İmparatorluğu'dur. Ama şimdiye kadar siz dışarıdan biz içeriden uğraştığımız halde bir türlü yıkamadık!” Sizin de iki gözünüz olduğuna göre bu gerçeği, soruyu sormadan önce görmeniz gerekirdi. Biz sizin Müslüman kardeşleriniziz ve Rabbimiz [Subhânehu ve Te’alâ]’nın şu âyet-il kerîmesine muhatap olmanızı kesinlikle istemiyoruz: Kıyâmet Günü Biz onu kör olarak haşredeceğiz. Der ki: “Rabbim! Beni neden kör olarak haşrediyorsun?” (Allahu Te’alâ) buyurur ki: “İşte böyle! Çünkü sana âyetlerimiz geldi, ama sen onları unuttun. Bugün de işte öylece sen unutuluyorsun. [Tâ-Hê 124-126]

Ayrıca birileri gelip böyle bir “çamur at izi kalsın” mantığı ile size yanaşmaya çalışırsa kendilerine Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in İddiada bulunana beyyine [kanıt, ispat] gerekir. [et-Tirmizî, Kitâb-ul Ahkâm] hadisini hatırlatarak delil talep ediniz.

Soru 17: “Hizb-ut Tahrir komplosu da orduya sert bir açıklama yaptırmak ve AB fiyaskosunu yine orduya mal etmek için iktidarınız ve dış destekçileriniz tarafından mı organize edildi?” Küstah AKP sizi muhatap alıp bu sorunuza da cevap vermemişse, biz verelim: Hayır, bunlar için organize edilmedi! Neden ve nasıl organize edildiğini anlatmadan önce “komplo” ifadenizin haksız ve yanlış olduğunu bilmenizi ve bunun için hemen Allah’a tevbe etmenizi istiyoruz. Bu faaliyetlerin nasıl ve neden organize edildiğine gelince; Hizb-ut Tahrir evrensel bir partidir. Lideri de Faziletli Şeyh ‘Ata Ebu’r Raşta’dır, kendisi hayatının çoğunu zalim yöneticilerin zindanlarında geçirmiş takvalı ve azimli bir mü’mindir. Bölgede hayrı, fazileti, bereketi, basireti, feraseti ve cesareti ile meşhurdur. Hizb-ut Tahrir’in küresel liderliği, Hizbin çalıştığı bütün bölgelerde o gün faaliyetler yapılması kararını almıştır. Nitekim Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın: Aranızda, Hayr’a [İslam’a] dâvet eden, ma’rufu emreden ve münkerden nehyeden bir ümmet [siyâsî hizb] bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir! [Âl-i ‘İmrân 104] emrine icâbeten kurulan Hizb-ut Tahrir’in liderliği, İslâmî beldeler üzerinde eş zamanlı olarak, Hilâfet’in Hicrî takvime göre yıkılış tarihinin 28 Recep [2 Eylül 2005’e tekâbül ediyordu] olmasından dolayı bunu, Hilâfet’in yeniden kurulmasına destek vermeleri için İslâmî Ümmet’e ve içerisindeki güç sahiplerine çağrıda bulunma fırsatı olarak değerlendirmek istemiştir. Olay bundan ibârettir. Bunun ötesinde neden arayanlar, öküz altında buzağı arıyor olacaklardır.

Yine 06.10.2005 tarihli “Mezarlıkta Konser Tertip Etmek Ya Da Emanuel Karasunun Heyeti Olmak” başlıklı yazınıza gelince; İlhan Selçuk tarzı bir hayâli konuşma kurgusu hazırlayıp teorilerinizi dizdiğiniz diyalogda; devletin “birilerinin sözde ve yabancı güdümlü bir Hilafet Devleti için fon oluşturduğunu” bildiğini, “irtica irtica” denile denile “Sözde İngiliz, ABD, İsrail güdümlü Hilafet Devleti” çıkarılacağını, bunun “koca paşalar” tarafından hazırlanacağını, “Recep Tayyip Erdoğan’ın Halife (!)” olacağını, sonra “AB sayesinde Hilafet Devleti kurmanın Meclis’te bir oturumluk iş” olduğunu, “Paşaların da Hilâfet’e izin” vereceğini, “Batı’nın da Şeriat Devleti” istediğini, çünkü “İran örneğinde olduğu gibi ılımlı İslami rejimlerin daha ıslah edilmiş, daha boyun eğer vaziyette” olduğunu söylüyorsunuz. İki gözü âmâ olan biri bile böylesine saçma ve hayâl mahsulü bir teoriye zerre miktarı itibar etmez. Kahraman cihadi direniş sayesinde, Irak ve Afganistan bataklığında boğulmakta olan Amerika’nın, Hilâfet’i Türkiye’de sâdık ajanları eliyle yıkan İngilizlerin (Avrupanın), Hamas’ın cüz’i İslâmî niteliğine bile tahammülü olmayan yahudilerin, Hilâfet’e karşı “askeri güç kullanma” tehdidi savuran “koca paşaların” kısacası “Terörizme karşı mücâdele” veya yeni adıyla “Uzun Savaş” adı altında İslam’a ve Müslümanlara saldıran tüm bu acımasız gaddarların Hilâfet’i kurabileceğini düşünmek bir yana, aklınızın ucundan bile nasıl geçirebiliyorsunuz? Hele Erdoğan gibi bağıra çağıra, göz göre göre Amerika’nın ajanlığını ve uşaklığını yapan küstah bir hâini, Müslümanların evrensel liderliği olan Hilâfet’e hangi akıl kârı ile yakıştırıyorsunuz? Doğrusu bu ya câhilce, ya gâfilce yada hâince üretilmiş bir saçmalıktır.

Sizin dünya siyâsetinden ve medyasından gâfil olduğunuzu sanmıyoruz. Ama yine de soruyoruz: Putin’den Blair’e, Schilly’den Myers’a kadar dünyanın birçok önemli yetkilisi, Hilâfet’in kurulmasından duydukları endişeyi açıkça dile getirdiler. Hatta Bush, “İspanya’dan Endonezya’ya uzanan bir Hilâfet” tehlikesini yakın bir zamanda yeniden dile getirdi. Bunları işitmediğinizi farzedersek, Heritage Foundation, International Crisis Group, CIA Ulusal İstihbarat Konseyi ve Nixon Center gibi dünya çapında çalışan araştırma kurumlarının da raporlarını okumadınız mı? Bunları da okumadığınızı farzedersek, Mart ayının ortasından itibaren yerli, bölgesel, ulusal ve uluslararası tüm haber medyasının gündeminde kalan ve uzun süre köşe yazılarında bahsedilen, Özbekistan’ın Tâğutu Kerimov’un Andican’da gerçekleştirdiği katliam ile kimi hedef aldığını ve kimi suçladığını da izlemediniz mi? Bunları da izlemediğinizi farzedersek, 2003 yılında Emekli Orgeneral Nejat Eslen’in, MGK eski Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın, en son Orgeneral Hilmi Özkök’ün açıklamalarını da görmediniz mi? Bunları da görmediğinizi farzedersek, Hizb-ut Tahrir’in seçkin gençlerinden Serdar Kaya tarafından Recep Erdoğan’a 04 Ocak 2005’te teslim edilen açık mektubu, Adâlet Bakanınız Cemil Çiçek’in konuşmacı olarak katıldığı, ASAM ve Nixon Center’ın birlikte Ankara’da düzenledikleri ve daha sonra Nixon Center tarafından konuşma metinleri kitaplaştırılan “Hilâfet ve Hizb-ut Tahrir” konulu konferansı veya 26 Eylül 2005’te subaylara gönderilen Hizb-ut Tahrir beyannâmesini de bilmiyor musunuz? Yine siz, Menderes’in îdam edilme sebeplerinden birinin de, -raporlarınızda da birçok kez atıfta bulunduğunuz- Meclis’te söylediği “Siz isterseniz, Hilâfet’i bile geri getirebilirsiniz” sözü olduğunu bilmiyor musunuz? Sömürgeci Kâfirler ile yerli işbirlikçilerinin Hilâfet kelimesini dahi ağızlarına almaktan nefret ettiğini nasıl fark edemezsiniz? Cemil Çiçek’in Nixon Center’ın konferansında yaptığı konuşmada “Hilâfet” ve “Hizb-ut Tahrir” kelimelerini hiç telaffuz etmediğini/edemediğini görmediniz mi?

Ilımlı İslam’a gelince; bu bir Amerikan plânıdır. En yalın ifadeyle bu; İslam’ı, -Nasraniyelik/Hıristiyanlık gibi- ibadetlerden ibaret sırf mânevi bir dîn haline getirmek, İslam’ın siyâsî yönünü yok etmek ve Müslümanlara Batılı Küfür fikirlerini ve kokuşmuş yaşam tarzını benimsetmeye yönelik olarak, dinler arası diyalog, hoşgörü, hadâratlar buluşması gibi tehlikeli tuzaklar ile doldurulmuş şerir ve şeytani bir plândır. Hilâfet ise, Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın emri, Rasulü [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in müjdesi ve 3 Mart 1924’te İngiliz ajanları tarafından yıkılıncaya kadar varlığını sürdüren İslâmî Yönetim Sistemi’dir. Siz şimdi bu ikisini nasıl bir tutabilirsiniz? Bu ciddi ve kaçınılmaz farkın ayırdına varamadığınız, 10.03.2006 tarihli “AKP’nin TSK’ya ve Yaşar Büyükanıt’a Oyunu ve Kim Bu Yabancı Senarist?” başlıklı yazınızın 4. maddesindeki şu ifadelerden anlaşılmaktadır: “RTE, parti içinde kurmaylarına öncelikle Büyükanıt, sonra da Işık Koşaner veya Fevzi Türkeri Genelkurmay Başkan’ı olursa, başörtüsü yasağının kalkacağını, Türkiye’de “ılımlı İslam”ın hakim olduğu bir rejimin kurulacağını, belki de Halifeliğin BOP kapsamında hayata geçirileceğini, ABD, İsrail, İngiliz ve Fransız’lardan oluşan küresel baronlar ağına dahil Neo-Con’lar ile bu konuda mutabakat sağlandığını ve BOP’ta Hilafet, ılımlı İslam’ın tesisi ve başörtüsü yasağının kaldırılması karşılığında yer almayı taahhüt ettiğini anlatır.

Yine 09.06.2006 tarihli, “Yaşanan ile Ortaya Çıkan Suçüstü Hâli” başlıklı raporunuzda şöyle denilmiştir: “TSK, AKP’nin Türkiye’yi sömürgeleştirmesinin ve İngiliz güdümlü Hilafet yönetimine sokmasının önündeki en büyük engeldir… Laik ve Demokratik Cumhuriyeti’ni, İngiliz güdümlü Hilafet devletine dönüştürmeme azmini ortaya koyan Türk Silahlı kuvvetleri...” Bu ifadeleri daha önce birçok kez çürütmüştük. Buna rağmen kurumunuzun, bu tür iddiaları son dokuz aydır tekrarlıyor olması, AKP’ye saldırma ve TSK’ya yaranma uğruna, art niyetli, kasıtlı ve zorlama, bir o kadar da gülünç ve tutarsız bir teoriden ötesini yansıtmamaktadır.

Râşidî Hilâfet Devleti ve Hizb-ut Tahrir hakkında daha ayrıntılı bilgiler edinmek ve yanıldığınız gerçekleri görmek üzere resmî web sitelerimizde bulunan yayınlarımızı incelemenizi ricâ ediyoruz. Tüm bunlara rağmen sizi Müslüman kardeşlerimiz olarak görüyoruz ve sizi yalnızca Allah için bilgilendirip uyarıyoruz ki İslam düşmanlarının safında yer alarak, onların ve yardakçılarının tuzaklarına düşerek Allah’ın azâbına ve Müslümanların öfkesine mâruz kalmayasınız. Ve size Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın şu kavlini hatırlatıyoruz:

Ey îman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirecek olursa onu (doğruluğunu) iyice araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa bir fenâlıkta bulunursunuz da sonra yaptığınıza pişman olursunuz. [el-Hucûrat 6]

Onlar bir kötülük yaptıkları veya kendilerine zulmettikleri zaman, hemen Allah’ı zikrederler (hatırlarlar), günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Yine onlar yaptıklarında bile bile direnmezler. Onların bu (güzel) hareketlerinin karşılığı, Rablerinden bir bağışlanmadır. [Âl-i ‘İmrân 135-136]

Allah sizleri bağışlananlardan kılsın ve sizi yalan, iftira, ihânet ve benzeri tüm kötülüklerden korusun.

Ve’s Selâmu ‘Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

  Yılmaz Çelik  
Hizb-ut Tahrir
Resmi Sözcüsü

Türkiye Vilâyeti

H. 24 Cumade el-Ula 1427
M. 20 Haziran 2006

Adres: Kâzım Karabekir Caddesi, Öğün İşhanı No: 40/71 İskitler / Ankara
Telefon: +90 312 311 61 13   Web: www.turkiye-vilayeti.org
E-mail: yilmazcelik@turkiye-vilayeti.org / yilmaz_celik1924@yahoo.com.tr