-Basın Açıklaması-
Anglo-Amerikan Çatışması ve “İlkeler Anlaşması”nın İmzalanması
Yemen Cumhurbaşkanı’nın, Yemen’deki siyâsî güçler arasında bir
“Taahhüt Belgesi” veya “İlkeler Anlaşması” imzalamaya çağırması ilk
defa olmayıp bir benzeri 2003 yılı genel seçimleri öncesi, 2003 yılı
Şubat ayında ortaya atılmıştır. Peki, böylesi çağrılara neden
başvurulur?
Böylesi anlaşmalara, taahhütlere ve mukâvelelere; yeni ortaya çıkmış
acemi devletler veya neredeyse varlığını sarsıcı krizler geçiren
devletler veya Somali, Irak, Sudan ve Lübnan’da olduğu gibi
savaşlar, kaoslar ve fitneler deneyimi yaşayan devletler veya
Yemen’de olduğu gibi yönetim nizamının ülkenin sorunlarına çözüm
üretmekten acîz kaldığı devletler veya muhâlefeti kontrol altına
alarak yönetim nizâmına boyun eğdirmeye çalışan devletler başvurur!
Böylesi anlaşmaların ve sözleşmelerin peşine düşenler, ya
devletlerarası veya yerel güçler olur, ya egemen devlet otoritesi
olur ya da taraflar arasındaki arabulucu güçler olur. Amacı ise, ya
herhangi bir hususu ortaya çıkarmak veya yerleştirmek olur, ya önem
atfedilen bir konuda kamuoyu oluşturmak olur ya da devlet
otoritesinin parçalanmış dayanaklarını sâbitleştirmek olur.
Bu minvâlde iktidar partisi ile “müttefik” partiler arasında
18.06.2006 Pazar günü, Yemen’in günden güne kötüleşen sorunlarını
asla çözemeyecek formalitelerden ibâret kısır döngü üzerinde bir
“İlkeler Anlaşması” imzalandı.
[Ardında Amerikan girişimleri bulunan] “müttefik” partiler; seçim
komisyonu oluşturulması, sanal oyların gözlem altına alınması, alt
ve üst komisyonlarda partilerin temsil edilmesi ve iktidarın
kontrolü altındaki ordu, güvenlik birimleri, medya, finans ve kamu
hizmetleri odaklarının tarafsızlaştırılması konularında egemen
otoriteyi sıkboğaz etmeye çalışmaktadır. Nitekim “müttefik”
partiler, birçok Batılı kuruluşlar tarafından desteklenmiş ve bu
girişim, seçimleri boykot, sokakları tahrik ve devletlerarası
kuruluşlara ile Batılı büyükelçiliklere başvuru tehditlerinden sonra
gelmiştir. İşte buradan da Amerika’nın önünü kessin diye bu “İlkeler
Anlaşması” ileri sürülmüştür. Dolayısıyla bu, Yemen ile siyâsî
güçleri üzerinde cereyân eden Anglo-Amerikan çatışmasının
gölgesindeki bir İngiliz plânıdır ki hayatın her alanında âfetlerin
yayılmasından sonra Yemen’deki egemen iktidar için siyâsî bir çıkış
oluşturulabilsin, devlet sistemine, dış yardımlara ve kredilere
lâyık demokratik ve çoğulcu olduğuna dâir bir meşruiyet verilebilsin
ve yine siyâsî hayata ve hayatî kararlar alınmasına
katılamamalarından kaynaklanan insanların öfkesi dindirilebilsin,
insanlar köklü değişimden uzaklaştırılıp 1999 Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde olduğu gibi katılımları formaliteden ibâret hale
getirilebilsin, yine insanların dikkatleri, hayatın her alanında
İslam’dan ve Allah’ın Şeriati’nin tatbikinden uzaklaştırılıp
demokrasiye ve seçimlere çekilebilsin ve insanların akılları,
yeryüzündeki yozlaşmadan ve kokuşmadan çelinebilsin.
Bu nedenle San’a’daki egemen devlet, “İlkeler Anlaşması”na
sığınmıştır ki mevcut zor dönemi aşabilsin, “müttefik” partileri
mevcut sorunların ve yayılan fesâdın bataklığına sokabilsin ve tüm
âfetlerin sorumluluğunu, tüm kesimlerin üzerine yükleyebilsin,
sadece Cumhurbaşkanı’nın değil!
Hiç şüphe yok ki Yemen’deki olayların seyrinde bu Anglo-Amerikan
çatışmasının büyük bir rolü vardır. Zîra burada hem Amerika’nın hem
de İngiltere’nin öteden beri süregelen bir çalışması vardır. Nitekim
İngilizlerin Yemen’in ordusunda, siyâsî ortamında, siyâsî, kabilevî
ve kapitalist haritasında ve devlet yönetiminde, adamları üzerinden
belirgin bir nüfuzu vardır. Amerika ise San’a’ya peşi sıra
gönderdiği sefîrleri vasıtasıyla kendisine ajanlar edinmeye
çalışmaktadır, ancak şu ana kadar başarısız kalmıştır.
Amerika, “Yaratıcı Kaos” teorisi ile, “müttefikler” ve “iktidar”
arasında sorunlar ve olaylar çıkarmaya girişmiş ancak başarısız
olmuştur. Bunun delîli, “İlkeler Anlaşması”nın imzalanması ve
Amerikan plânlarının kenara atılmasıdır. Dolayısıyla bu “anlaşma”,
Amerika’ya çarpan şiddetli bir tokat ve İngiltere’nin perde
arkasından başarısıdır ki bunu, önümüzdeki günlerde göstereceği
tepkilerde ve Yemen hakkında yayınlayacağı seçim, insan hakları ve
demokrasi raporlarında göreceğiz.
Amerikan plânı, seçim oyununa katılanların Amerika’yı râzı
etmelerini hedeflemektedir. Çünkü burada, terörizm ile mücâdele ve
Ortadoğu’ya yönelik projelerin ve konferansların sürdürülmesi gibi
devletlerarası kazanımlar vardır ki bu projeler, bölgedeki
yöneticiler tarafından yürütülen projelerin dışına çıkmayacaktır.
Gerçek şu ki bu tür plânlamalar önceden ve detaylı olarak
hazırlanır. Nitekim şu sıralar Cumhurbaşkanı’nı aday olmamaktan
vazgeçirmeye yönelik sempozyumlar, gösteriler, konferanslar ve
çağrılar böyledir. Zîra o, seçilmiş oyuncular olmaksızın oyuna
girebilecek durumda değildir ki oyun tamamlanabilsin. Velhâsıl
demokrasi, gerçek yöneticilerin genellikle kapitalistler olduğu bir
sistemdir ve adayların kapitalistlerin koşullarına uygun olmaları
kaçınılmazdır.
“Müttefikler”in bu seçimlere katılması, mevcut nizâma bir meşruiyet
verecek, imajını düzeltecek, ömrünü uzatacak ve sorunları daha da
artırıp toplumu sıkıştıran düğümlere birçok yeni düğümler
eklenecektir.
Muhakkak ki Yemen halkı, bu şekilde otoritesi gasp edilirken uzun
süre eli-kolu bağlı durmayacaktır. Nitekim “müttefikler”, bir
dönemde dayandıktan sonra halkın ümitlerini kırmış, birçok
faaliyetlere ve gösterimlere dalmışlardır. Zîra “bir gürültü
işitiyoruz, ancak boş ceviz kabuğundan başka bir şey göremiyoruz.”
Amerika’nın baskılarından, sorgulanma korkusundan ve “müttefik”
partilerin tutumundan dolayı az da olsa bazı reform emâreleri
görmüştük. Hatta Cumhurbaşkanı konuşmalarında, “Koltuk ateştir”
veya “Kara yılan soktuğu zaman…” gibi ibâreler geçiyordu. Ama
şimdi, “Müttefikler”in “Kahtân’ın pirzolası”nı yemelerinden sonra
işler değişti. “Müttefik” partilerin ortak sözcüsü Muhammed Kahtân,
en-Nâs Gazetesi’ne verdiği önceki demecinde şöyle diyordu: “Bu
defa pirzolayı bırakıp kemikle yetinmeyeceğiz.” Demek
“Müttefikler” pirzola yerken halkın önüne kemik atacaklar, öyle mi?!
Şüphesiz bu anlaşma, perde arkasından çalışanların İngilizler
olduğuna işâret etmektedir. Velâkin bu halk artık bilinçlenmiştir ve
aynı delikten birçok kez sokulmayacaktır.