Hizb-ut Tahrir.org Hizb-ut Tahrir.info Al-Ummah.org
Tacikistan  

 

O’nun [Rasulullah’ın] emrine muhâlefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya kendilerine elîm bir azâbın isâbet etmesinden sakınsınlar. [en-Nûr 63]

Allah’ın Haram Kıldığını Referanduma Götürmek,

Bir Ma’siyet Düellosu ve Ucuz Bir Pazarlama Yöntemidir

Referanduma götürülmesinin şer’î hükmünü öğrenmek için evvelâ “Esirler Vesîkası” diye bilinen belgenin vakıasının beyân edilmesi kaçınılmazdır. Bu Esirler Vesîkası, -medyada yayınlandığı haliyle- aşağıdaki noktalarla özetlenebilir: Yahudi varlığının tanınması; 1948’de işgâl edilen “Şeria ve el-Kuds’ün kurtarılması” taleplerinden vazgeçilmesi; Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Devletlerarası Hukuk ile devletlerarası Kâfir yasamaya tahkime gidilmesi ve Arap devletleri yasamasının benimsenmesidir ki bunun en önemlisi; Araplar nezdinde meseleyi açık ve net olarak, 1967’de işgâl edilen topraklar ile sınırlandırılmış hale getirip 1948’de işgâl edilen toprakları “İsrail” devleti olarak gören, sonra da Filistin Kurtuluş Örgütü ile Devlet Başkanı’nı “Herhangi bir hayatî anlaşmayı, Yeni Filistin Vatanî Meclisi’nin onayına sunmak veya mümkün olan bir zamanda referanduma götürmek” üzere yahudiler ile müzâkerelerin yürütülmesinden sorumlu kılan, 2002’de Beyrut’ta toplanan Hâin Arap Devletleri Girişimi’nin kabulüdür. Esirler Vesîkası’nın özeti işte budur!

Diğer detaylar ise, ya bu üçünden birinin kapsamına girer ya da asıllarla ilişkisi olmayan eklerdir. Gerçekte bu belge, Mahmud ‘Abbâs ve zümresinin belgesidir. Çünkü buna göstermelik bir halk onayı çıkartma uğrunda canla başla çırpınan onlardır. Ancak bu, Mahmud ‘Abbâs ve zümresinin, esirlerin Filistin halkının gönlündeki mekânlarını ve durumlarına karşı hassasiyetlerini bilmesinden dolayı ucuz bir duygu sömürüsü olarak esirler adına ortaya atılmıştır.

Belge, ister gerçekten esirler tarafından isterse başkaları tarafından yayınlanmış olsun, bunların şer’i mizanda hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü konumları her ne olursa olsun, ne esirler ne de diğer Müslümanlardan hiçbir kimse, şer’i hükmün üstünde olamaz. Allah [Subhâneh ve Te’alâ] şöyle buyurmuştur:

Hüküm ancak Allah’ındır. O hakkı anlatır ve O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. [En’âm 57]

Ayrıca Rasul [SallAllâhu ‘Aleyhi ve Slllem] hiçbir kimsenin şer’i hükmün üstünde olamayacağını açıklamış ve şöyle buyurmuştur:

Muhammed’in nefsi elinde olan (Allah’a) yemin olsun ki Muhammed’in kızı Fâtımâ hırsızlık yapmış olsa mutlaka onun da elini keserdim.

Referandum -eğer olursa- şüphesiz seçimlerden çok daha tehlikeli olacak ve sonuçları, yahudi varlığını sâbitleştirmeye yönelik Amerikan-Avrupa plânının boyutlarını daha da genişletecektir. İki gözü olan herkes için açıklığa kavuşmuştur ki İslâmî âlemdeki mevcut nizamların gölgesinde yapılan seçimler ve referandumlar, yalnızca Kâfirlere ve plânlarına hizmet etmek için icrâ edilmektedir. Nitekim uygulamada teknik bir hata olursa veya arzuladıklarının dışında bir sonuç çıkarsa halletmeye hazırdırlar. Bu bakımdan Cezâyir’de ordunun müdâhalesinde bizim için ibret ve öğüt vardır. Yapılacak referandumun sonucu önceden bellidir: “Hıyânete EVET!” Böylelikle bu referandum, keskin bir hançer gibi Filistin’e ve İslâmî Ümmet’in tümüne saplanmış olacaktır. Zîra bu, iki son derece şiddetli hususu hedeflemektedir: Halkın irâdesini hıyânetten yana göstererek çarpıtma ve yahudi varlığına, hareketlerden ve hükümetlerden kaynaklanan -devletlerarası açıdan- daha güçlü bir meşruiyet kazandırma! Günümüz dünyasında hâkim anlayışa göre halk, egemenliğin sahibi ve yetkilerin kaynağıdır. Hükümetler; Ümmetin bugünü ve geleceği üzerindeki öneminin ve tehlikesinin büyüklüğünden dolayı, hükümetlerin ve partilerin sorumluluğunu taşımaktan korktukları hayatî meselelerin karara bağlanmasında halka başvururlar. Buna binâen bu referandum, münker bir cürüm ve aracısız bir şekilde, doğrudan Filistin’deki halk kitleleri tarafından yahudi varlığının tanınmasının îlanına ve onlara açık tâviz çeki verilmesine yönelik ilk günahkâr girişimdir. Dolayısıyla bu, büyük bir günah ve apaçık bir münkerdir. Öyleyse onu reddedin ve ona katılmaktan sakının, Ey Müslümanlar!

Samimiyet insanlardan bazılarını aldatmaktır. Zîra onlar bu referanduma katılmanın, karşı oy kullanılması halinde işlenen cürümün önüne geçilebileceğini ve referanduma götürülen bu hâin çözümün düşürülebileceğini zannetmektedirler. Bu, iki sebepten ötürü fâhiş bir hatadır: Birincisi, sonuç hıyânet lehine önceden belirlenmiştir, çünkü büyük Kâfir devletler sahtekârlıkta uzmandırlar. İkincisi ise Filistin’in satılmasını ve yahudi varlığına meşruiyet verilmesini oylamaya sunmak şer’an câiz değildir. Bilakis Allah Subhânehu, Filistin’in hükmünü vermiş, Filistin toprağını harâcî arazi kılıp koruyuculuğunu tüm Müslümanlara yüklemiştir. Yine Allah [Subhânehu ve Te’alâ] hükmünün çiğnenmesini Müslümanlara yasaklamış, kabulünden veya reddinden sorumlu tutmuştur. Allah [Celle Şe’nuh] şöyle buyurmuştur:

Allah ve Rasulü bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’mine bir kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah’a ve Rasulü’ne isyan ederse, apaçık sapıklık ile sapıtmış olur. [el-Ahzâb 36]

Ve şöyle buyurmuştur:

Hüküm ancak Allah’ındır. O, size Kendisinden başkasına tapmamanızı emretmiştir. [Yûsuf 40]

Öyleyse bu referandumu boykot edin ve hezîmete uğratın, Ey Müslümanlar! Bilin ki referandumun başarısı sizin ona katılımınızla ve başarısızlığı da onu boykotunuzla olacaktır.

Hamas Hareketi’ndeki kardeşlerimize nasîhat ediyor ve diyoruz ki: Sizler referandumu reddettiniz ve bu bir hayırdır. Velâkin bu, dumanlı bir hayırdır ve bu duman, için için yanan bir ateşin dumanıdır. Sonra bu, yakıtı insanlar ve taşlar olan, başında acımasız haşin meleklerin bulunduğu bir yangına dönüşebilir, Allah bizleri de sizleri de ondan korusun. Dolayısıyla bu referandum, egemenliği -İslam’ın farz kıldığı gibi- insanların Rabbi’ne değil de insanlara [halka] vermenin fiilen tatbikidir. Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in Uhud Mu’arakesi’nde yaptığı gibi, insanların görüşüne yalnızca mübahlardan bir mübahı seçerken başvurulur. Yoksa bir haramı işlemek için veya farzlardan bir farzı terk etmek için başvurulmaz. Referandumu reddiniz; Kânun-u Esâsî’ye veya bir diğer ifadeyle yahudilerin, Amerikalıların ve diğer Kâfirlerin şekillendirdiği Filistin Anayasası’na aykırılık esâsına binâen olmasın, Ey Kardeşler! Dolayısıyla onu reddiniz, haram olmasına ve Allah’ın Şeriatini çiğnemesine binâen olsun.

Uzun süredir ölüm döşeğinde yatan veya yatmak üzere olan, ama yine de son zamanlarda adamlarının, Filistin halkının tek temsilcisi olduğu yaygarasını kopardığı Filistin Kurtuluş Örgütü’ne gelince; tüm kesimleriyle Filistin halkının gerçek temsilcisi haline gelinceye kadar onun reforme edilmesi çağrısına yanıt vermeniz hakkında size nasîhatimiz şudur: Sakın ona bulaşmayın! Çünkü bu, son seçimlere katılımdan sonra yeni bir katılımdır. Zîra Kâfirler sizin ondan bir parça olmanızı istemektedirler. Tâ ki ihânet tasfiyesinin duraklarından bir durakta FKÖ’ye ihtiyaç duyulduğunda, (onlara göre) Filistin halkının gerçek temsilcisi olabilsin! Sizden FKÖ’ye katılmanızın istenmesi, seçimler yoluyla iktidara ulaşmanızla sizden istenenin aynısıdır. Bu da başkası değil, tek bir şeydir: FKÖ’nün adımını yani yahudi varlığını tanıma adımını ve el-İsra’ ve’l Mi’râc toprağına karşı haddi aşma adımını atmanızdır. Mukakkak ki Filistin Kurtuluş Örgütü, hâin Arap yöneticilerinin ileri sürdüğü bir varlıktır ki yahudi varlığını tanımada Filistin halkının vekili olsun. Eğer siz de ona katılırsanız, mevcut bataklığın aynısına düşmüş veya yahudi varlığını tanımış olursunuz. Olmazsa olmaz olan, Laik FKÖ’ye katılmak ve canlandırılmasına çalışmak değil, bilakis ölümünü îlan etmek ve Müslüman mezarlığı dışında bir yere defnetmektir.

Birçok münâsebetle zikredilen muhtemel çözümlerden biri de, yahudiler ile müzâkere için Filistin Devlet Başkanlığı kurumu ve Filistin Kurtuluş Örgütü’ne vekâlet vermeniz veya bu çerçevede tertibat almanızdır. Bunun, Başkanlık ve Örgütün, Filistin toprağına ve halkına karşı işleyecekleri cürümlerin sorumluluğundan sizi kurtaracağını mı sanıyorsunuz, Ey Kardeşler? Herhangi bir yöne müzâkere işinde vekâlet verilmesini onaylamanız, sizin müzâkere etmeniz ve sizin tanımanız anlamına gelir. Zîra vekîl, aslı temsil eder. Öyle değil mi?

Hamas ve Filistin Hükümeti’ndeki liderlerin ve yetkililerin dillerine, bizleri şiddetli bir tedirginlik ile ürküten öyle ibâreler dolanmıştır ki sizden birçokları gibi İslam’ın ve Müslümanların maslahatlarına karşı düşkün ve uyanık olan herkesi tedirgin etmektedir. Nitekim sizlerin, “karşılıksız tâvizler” vermeyeceğiniz veya yahudi ile barışın “bedelsiz olmayacağı” gibi ve bunlara benzer yahudi varlığını tanımayı açık ve kesin bir dille reddetmeyen, bilakis âdil olsun veya “haklar” sahiplerine verilsin vesâire diyerek koşullu hale getiren açıklamalar tekrarlanıp durmaktadır. Hayfa ve Yafa’yı da sahiplerine barış getirecek haklardan bir parça olarak görüyor musunuz? Ve yahudi varlığı var olduğu sürece âdil bir barış olabilir mi?

İster ücretli ister ücretsiz olsun, ister [FKÖ’nün yaptığı gibi] ücretini öğrenmeden önce isterse [Hamas Hareketi ve Hükümeti yetkililerinin bazı açıklamalarında îmâ ettiği gibi] ücretini öğrendikten sonra olsun, yahudiyi tanımak ve metamorfoz varlıklarına meşruiyet kazandırmak, kat’i bir haramlık ile haramdır. Birçok örnekten birkaçını vermek gerekirse; Başbakan Danışmanı Dr. Ahmed Yûsuf, 08.06.2006’da el-’Arabiyye kanalının web sitesinde geçen açıklamasında şöyle diyordu: “Çatışmayı tümüyle sona erdirecek somut bir kazanç olmaksızın İsrail’e tanıma sağlayarak ve ona meşruiyet vererek geçmişteki hataları tekrarlamak istemiyoruz.” Yine 15.06.2006’da el-Kuds Gazetesi’nin yayınladığı gibi, aynı danışman yahudi Haaretz Gazetesi’ne verdiği demecinde de şöyle diyordu: “Hamas Hareketi, Filistinliler ile İsrailliler arasında bir barış anlaşmasına varılmasını dışlamamaktadır… Hamas Hükümeti, İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesi ve Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının İsrail tarafından kabul edilmesi karşılığında İsrail ile 50 veya 60 yıllığına ateşkes anlaşması yapmaya hazırdır…” Sonra Esirler Vesîkası’nda geçenlerin %90’ına onay verdiğiniz şeklindeki açıklamanız geldi. Korkarız ki peş peşe gelen bu sinyaller ve göz kırpmalar, FKÖ’nün yaptıklarının yeni bir versiyonu olacaktır. Nitekim FKÖ de yahudiler ile barış olasılığına uzaktan sinyaller gönderdi, ardından Yahudi-Amerikan çözümlerinin bataklığında boğulmasıyla sonuçlandı. Allah’tan dileğimiz, bunun tekrarlanmamasıdır.

Referandumu reddetmeniz, sonra da karşılıklı anlayışa varmak ve referandum gibi bir şeye ulaşmak için ülkeyi ve halkını satan pazarlamacılar ile oturmanız kabul edilemez. Zîra bu, daha çetin ve daha vahimdir. Filistin halkının bildiği gibi sizler de kesinlikle biliyorsunuz ki “Laik” FKÖ hıyânet balçığından yoğrulmuştur. Filistin’i, tüm Filistin’i kurtarma yolunda onunla yürümeyi mi arzuluyorsunuz? Size nasîhatimize burada son verip diyoruz ki: Eğer onlarla anlaşırsanız, o anlaşma, tâviz ve taşkınlık anlaşmasından başka bir şey olmayacaktır. O zaman bilin ki artık onlara tâbi olmuş ve haddi aşmışsınızdır. Öyleyse durumunuzun bilincinde olun ve Allah sizi hesâba çekmeden önce kendi kendinizi hesâba çekin.

Sizler ve Filistin meselesi bir yol ayrımındasınız, Ey Kardeşler! Şüphesiz sizler bu yol ayrımında, Rabbinizi râzı ederek Cennetin yoluna dönmeye muktedirsiniz. Bunun yolu, yücelttiğiniz “Çözüm İslam’dır” şiarını uygulamanızdır. Bunun pratik uygulaması ise hıyânet ve tâviz masalarını, oturanların başına geçirmekle ve meseleyi ilk noktasına, yani bir milyar üç yüz milyonluk tüm Müslümanların meselesi haline döndürmekle olur. Vakit henüz geç değil, ancak tükenmek üzere! Sizler şu anda [devletlerarası örfe göre] Filistin halkını temsil avantajına sahipsiniz. Öyleyse Filistin halkı adına, yahudi ile yapılan tüm anlaşmaların ilğâ edildiğini ve Filistin halkının bir reddi olarak, Filistin meselesi hakkında alınan devletlerarası kararların tamamının geçersiz ve kıymetsiz olduğunu îlan edin ve Filistin meselesini sahipleri olan “tüm Müslümanlara” döndürün ve Filistin’in kurtuluşu sorumluluğunu hepsine -bilhassa ordularına ve güç sahiplerine- yükleyin! Sonra Filistin Otoritesi’nin tüm kurumlarından ve Yasama Meclisi’nden çekilin! Sizin tüm bunlardan çekilmeniz ve meseleyi aslına döndürmeniz sayesinde, teslimiyetçi çözümler engellenecek ve içerikleri boşaltılacaktır. Zîra bunlara girişenler, kendilerinden başkasını temsil etmeyen marjinal bir azınlık haline gelecektir. Eğer siz bunları yaparsanız, Allah sizinle birlikte olacak, amellerinizi asla heder etmeyecek ve bu tavrınız, Allah’ın izniyle kayıtlara geçecek târihî bir tavır olacaktır.

Ey Tüm Filistin Hareketlerindeki Muhlisler!

Birçok mâsum canlara kıyan aranızdaki çatışmalar, Filistin halkına boyun büktüren baskı faktörlerindendir. Bunun amacı; ekonomik sıkıntının, ilaç, yakacak ve benzer şeylerin azalmasının ötesinde güven ve güvenliğin kaybolduğu sırada insanların irâdesini kıran bir faktör olmasıdır. Aranızdaki çatışmalar veya “iç savaş” denilen vakıa, ona iştirak edenlerin kararıdır, yoksa kesinlikle tesâdüf değildir. Zîra iç savaş kendiliğinden ortaya çıkmaz. Dolayısıyla hareketleriniz hikmet ile vasıflanır ve kendisi, gençleri ve Filistin halkı hakkında Allah’tan korkarsa, ayakları Cehenneme kaydıran bu gidişâta girmeme kararı alınmış, böylece Müslümanların kanları akıtılmamış olur. Hareketleriniz, binanın temeli olan şer’î hükümleri yıkarsa ve düşmanın plânlarının ve tuzaklarının farkına varılmazsa, boğulanlar ile boğulmaktan kurtulamazsınız, fitne ateşini tutuşturmak ve mâsum kanları akıtmak üzere dizginleri de elinizden kaçırmış olursunuz. Dolayısıyla işlerin, nezîh kanları akıtan çatışma boyutuna varmasından, sizler ve Hareketleriniz sorumlu olursunuz. Muhakkak ki bu çatışmalar, yahudinin ve diğer Küfür devletlerinin maslahatınadır. Çünkü bunu tezgâhlayıp körükleyenler onlardır. O halde onların ağlarına düşmeyin! Her çığırtkanın arkasından koşmayın! Bilin ki Allah [Subhânehu ve Te’alâ] birbirinizle çatışmanızı haram kılmıştır. Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdu:

İki Müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya geldiği zaman ölen de öldüren de ateştedir, (Cehennem’dedir).

Ve şöyle buyurdu:

Benden sonra birbirinizin boyunlarını vurarak Kâfirler olmayın.

Size düşen; düşmanlarınıza, halkınızın ve Ümmetinizin bağırlarına saplanan düşmanlarınıza karşı birleşmektir. Dünyanın geçici menfaatleri için birbirinizi öldürmek değil! Yoksa düşmanlarınıza hizmet etmiş ve -Allah göstermesin- hem dünyanızı hem Âhiretinizi harap etmiş olursunuz.

Ey Filistin’deki Müslümanlar!

Kâfirlerin ve mücrimlerin sizi aldatmasından ve iğrenç plânlarını üzerinize bulaştırmalarından kesinlikle sakının ki onların cürümlerine ortak olmayasınız. Bilakis hak üzere sebât edin! Bilin ki Allah, Kâfirler ile çatışmanızda mutlak olarak ğâlip geleceğinizi vaad etmiştir. Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz ki kâfirlik edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan saptırmak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklardır. Ama sonunda bu, onlara bir hasret (yürek acısı) olacak ve en sonunda mağlup olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler, Cehenneme toplanacaklardır. [el-Enfâl 36]

Ey Müslümanlar!

Muhakkak ki Filistin sorunu için muazzam ordulardan başka hiçbir köklü çözüm yoktur. Öyle ordular ki Müslümanların ve ğayri-muslimlerin gölgesinde nîmetlenecekleri, Müslümanların sâdık ve âdil Halîfesi liderliğinde, el-İsra’ ve’l Mi’râc toprağını Küfrün ve Kâfirlerin pisliğinden temizleyecektir. Sizin adınıza Müslümanların beldelerindeki güç sahiplerine sesleniyoruz: Haydi Müslümanların Halîfesini ortaya çıkartarak İslam’ın tatbik edilmesi, sonra İki kıblenin ilkini [Beyt-ul Makdis/Mescid-il Aksâ] ve Harameyn-iş Şerifeyn’in üçüncüsünü [Beyt-ul Makdis/Mescid-il Aksâ] kurtarmak üzere harekete geçilmesi için çalışan muhlislere nusret verin!

Muhakkak ki bu, Allah’a hiç de zor değildir. [İbrahîm 20]

Ey imân edenler! Allah ve Rasulu sizi, size hayat verene çağırdığında icâbet edin. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ve siz muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız. [el-Enfâl 24] [SadakAllah-ul Azîm / Azîm olan Allah doğru söylemiştir]

 

 

Hizb-ut Tahrir

Filistin

H. 19 Cumâde’l Ûlâ 1427
M. 15 Haziran 2006