Acaba bunu onlara akılları mı emrediyor, yoksa onlar
azgın bir topluluk mudur? [et-Tûr 32]
Son dönemde Türkiye medyasında Müslümanların evrensel siyâsî
liderliği olan Hilâfet ve Hilâfet’i kurmak için azim ve kararlılık
ile mücâdele eden, İslam Ümmeti’nin seçkin siyasi partisi Hizb-ut
Tahrir hakkında art niyetli spekülasyonlarda artış
gözlemlenmektedir.
9 Haziran 2006 tarihli Vatan Gazetesi’nde; şerir, İslam düşmanı
laiklerden birinin “Haçlı Hilâfeti” başlıklı makâlesinde, Fethullah
Gülen Hoca’nın Amerika’da bulunması, Amerika ile ilişki içerisinde
olması, Kaplancılar grubunun Almanya’daki “kukla” devleti ve Jön
Türklerden Enver Paşa’nın Hilâfet’e karşı giriştiği entrikalar iç
içe geçirilerek Kâfirlerin desteğiyle bir “Haçlı Hilâfeti”
kurulacağı saçmalığı kurgulanarak azgın bir küstahlık ile Hilâfet’e
saldırıldı. Oysa yazar, Amerika’nın “Ilımlı İslam” projesi ile
Allah’ın emri olan “Hilâfet Devleti” arasındaki farkın ayırtına
var(a)mamaktadır. Zîra böyleleri dost edindikleri İngilizler ve
Fransızlar ile fısıldaşmaktadır:
(Onların) fısıldaşmaları ancak Şeytandandır. Bu, îman edenleri üzmek
içindir. Oysa Şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, (mü’minlere) hiçbir
zarar veremez. Öyleyse mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.
[el-Mucâdele 10]
Aynı gün, 9 Haziran’da Zaman Gazetesi’nde yayınlanan, Oxford
Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. İbrâhim el-Marâşî’nin, “Zerkavi’nin
Ölümü Direnişi Sona Erdirir mi?” başlıklı makâlesinde ise şöyle
denilmektedir: “…el-Kaide örgütü Irak’ta, tüm Müslüman dünyasını
yönetimi altına alacak bir Halîfenin zeminini hazırlama amacıyla
yeni bir Hilâfet kurmak için savaşıyor.” Yazarın bu cümlesi,
makalenin tümü içerisinde “sonradan eklenmiş” bir cümle gibi
durmaktadır. Çünkü yazının akışını bozmaktadır. Dolayısıyla yazı
içerisinde uzun uzun kötülenen şiddet eylemleri ile Hilâfet’in
kuruluşu arasında suni bir bağlantı kurularak Hilâfet farzına
saldırılmaktadır. Buna karşın yazıda Sömürgeci İşgâlci Kâfir
aleyhinde hiçbir cümle yoktur.
Yine aynı gün, 9 Haziran’da SESAR araştırma kurumunun “Yaşanan ile
Ortaya Çıkan Suçüstü Hâli” başlıklı raporunda şöyle denilmiştir: “TSK,
AKP’nin Türkiye’yi sömürgeleştirmesinin ve İngiliz güdümlü Hilafet
yönetimine sokmasının önündeki en büyük engeldir… Laik ve Demokratik
Cumhuriyeti’ni, İngiliz güdümlü Hilafet devletine dönüştürmeme
azmini ortaya koyan Türk Silahlı kuvvetleri...” Bu ifadeleri
daha önce birçok kez çürütmüştük. Buna rağmen bu kurumun, bu tür
iddialarını son dokuz aydır tekrarlıyor olması, AKP’ye saldırma ve
TSK’ya yaranma uğruna, art niyetli, kasıtlı ve zorlama, bir o kadar
da gülünç ve tutarsız bir teoriden ötesini yansıtmamaktadır.
Yine aynı gün, 9 Haziran’da Yeni Şafak Gazetesi’nin internet
sitesinde, “6’ncı madde TMK’dan çıkıyor” başlıklı Ankara
çıkışlı haber, ilginç bir şekilde siteden kaldırıldı. Çünkü haberde,
Terörle Mücâdele Kanunu’nun Abdullah Öcalan’a af getirdiği için
çokça tartışılan 6. maddesinin aslında Öcalan ile değil, Râşidî
Hilâfet Devleti’ni kurmak için şiddet eylemlerinden uzak, sadece
fikri çatışma ve siyâsî mücâdele yoluyla hareket eden Hizb-ut
Tahrir ile ilgili olduğu ve bu düzenlemenin, komisyonda yer alan
ordu temsilcileri tarafından Hizb-ut Tahrir vurgusu yapılarak
engellendiği belirtiliyordu.
Haberde şöyle deniliyordu: “Askerlerin, bu düzenlemeden dolayı
Hizb-ut Tahrir gibi ‘terör örgütü üyesi olmaktan dolayı’ ceza alan
bazı kişilerin tahliye olacağını savunduğu öğrenildi.” Haberde
yer alan bu ifadeden, Laik Dikta’nın tahakkümü altındaki Milli
Güvenlik Kurulu’nda daha önce tanımlandığı gibi “Hilâfet ve Hizb-ut
Tahrir”in ülkenin güvenliği açısından “en öncelikli tehdit” olarak
algılanmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Hem de son dönemde iyice
artan şiddet eylemlerine rağmen!..
Bir gün sonra, 10 Haziran 2006 tarihli Star Gazetesi’nde yayınlanan
“Zerkavi’siz Bir Dünya Barışa Daha Yakındır” başlıklı makalede ise;
Şii Müslümanları hedef alacak bir Hilâfet’ten bahsedilerek şöyle
denildi: “(ez-Zerkâvî) Özel sohbetlerde niháî hedefi de şöyle
açıklıyordu: ‘Önce Irak’ta Şiiler’e karşı iç savaş. Ardından Irak
merkez olmak üzere komşu ülkeleri de kapsayacak bir Hilafet Devleti!”
Sayın yazar bu “özel sohbetleri” nasıl dinleyebilmiştir? Önce bu
soruya cevap vermeli, ardından şu gerçeği zihnine iyice
yerleştirmelidir: Hilâfet Devleti, Müslümanların evrensel
liderliğidir. Şiî olsun Sunnî olsun, dili, ırkı, rengi, mezhebi her
ne olursa olsun tüm Müslümanların devletidir. Müslümanların Rabbine,
Müslümanların Rasulü’ne, Müslümanların Kitâbı’na, Müslümanların
maslahatlarına sarılır. Mezkur makâlesinde yazar, böyle bir iddiayı
gündeme getirerek ya Hilâfet’in ne demek olduğunu hiç anlamayacak
kadar câhil olduğunu, ya da kasıtlı olarak “istihbârat destekli”
böyle bir ifade kullanarak kendi nefsine zulmeden bir zâlim olduğunu
göstermektedir.
Her biri farklı kesimi temsil eden bu örneklerin ortak özelliği,
Sömürgeci Kâfirlere karşı şefkatli ve merhametli, fakat Mü’minlere
karşı sert ve şiddetli olmalarıdır. Başka bir ortak özellikleri,
hepsinin iyilik ve takvada değil, kötülük ve günahta
yardımlaşmasıdır. Her üçünün bir diğer özelliği ise, kendilerine
yeryüzünde “bozgunculuk çıkarmayın” denildiğinde, “biz
ancak düzelticileriz” dercesine, doğru bir iş yaptıklarını
sanmalarıdır. Oysa onlar bozguncuların ve saptırıcıların ta
kendileridir de bunun farkında değildirler.
Zîra bunlardan hiçbiri; Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın Kitâbı’na,
Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in Sünneti’ne, seçkin
İslam târihinin örnekliğine ve aydın aklın gösterdiğine
yönelmemekte, kendilerine uyanları da yöneltmemektedir.
Acaba bunu onlara akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir
topluluk mudur? [et-Tûr 32]
