Analarımızı, Bacılarımızı ve Kızlarımızı Tâğutların
Ellerine mi Bırakıyoruz, Ey Müslümanlar?
Zâlim Tacikistan Devleti, Hizb-ut Tahrir üyelerinden erkekleri
hapsetmekle kalmamakta, daha da ileri gidip Allahu Te’alâ’nın
Kelâmını yüceltmek için tüm samimiyetlerini ortaya koyarak Hizb ile
birlikte çalışan dâvâ kadınlarından Muslime hanımların da peşine
düşüp hapsetmektedir. Bunun sonucunda, hâmile olanlar da dahil
onlarca Muslime hanım, çocukları ile birlikte evlerini terk edip göç
etmek zorunda kalmaktadır. Soruşturma geçiren hanımlar ise
istihbârat birimleri tarafından eziyetlere uğramakta, en iğrenç
tehditlerle uyarılmakta ve onlara karşı olası tüm işkence yöntemleri
kullanılmaktadır. Ayrıca bazı Muslime hanımlara uzun süreli hapis
cezaları verilmektedir. Meselâ; Duşanbe sâkinlerinden Zerrine
Rahimov 3 yıl, Hocanta sâkinlerinden Mahyâ Bubayev 10 yıl,
Ğafurovski sâkinlerinden Anacan Haydarov 9 yıl hapis cezasına
çarptırılmışlardır. Devlet bu Muslime hanımların; sâliha mü’mineler
olmalarına, 4-5 çocuk sahibi olmalarına ve bazılarının eşlerinin
İslâmî Dâveti taşımalarından ötürü uzun süreli hapis cezalarına
çarptırılmış olmasına hiç aldırış etmemiştir. Bu tutuklamalar
sonucunda çocuklar, anne ve babaları hayatta olduğu halde yetim
kalmışlar, yöneticiler, bu çocuklara hiçbir merhamet
göstermemişlerdir!
Ey Tacikistan’daki Müslümanlar!
İçler acısı durum şu ki tüm bu iğrenç saldırıları gördüğünüz ve
işittiğiniz halde tek kelime edemiyorsunuz. Bu mü’mine hanımlar;
sizin anneleriniz, bacılarınız ve kızlarınız değil mi?! Bu sâliha
hanımları, annelerinizi, bacılarınızı, kızlarınızı, o mücrimlerin
ellerine mi terk ediyorsunuz?! Nasıl oluyor da tüm bu hâdiselerden
etkilenip Allah için çalışmaya koşmazsınız?! Daha ne zamana kadar
yerinize sus-pus çakılacaksınız?! Ne zamana kadar?!
Ey Müslümanlar!
Târihinizi hatırlayın! Zîra sizler, Hilâfet’in gölgesinde muhterem
bir Ümmet idiniz. Hatırlayın ki Halîfe Mu’tasım zamanında, Bizans
Kralı Muslime bir hanıma “Haydi, Halîfen gelsin de seni benim
elimden kurtarsın” dediğinde, bu söz Halîfe’ye kadar ulaşmış, Halîfe
bu sözü işittiği an ayağa kalkıp elindeki bardağı atarak Bizans ile
savaşmak üzere muazzam bir ordu hazırlanmasını emretmiş, böylece
Bizanslıların kaçırdığı o sâliha hanımın feryadına kulaklarını
tıkamamıştı. Bilakis tek bir hanımı Tâğut’un elinden kurtarmak için
harekete geçmiş, ‘Umuriyye’yi [Ankara’yı] fethetmiş, böylece paha
biçilmez hediyelerle birlikte o Muslime hanımı ve beraberindeki bazı
çocukları göndermek ve hatta cizye ödemek zorunda kalmışlardı.
Sadece bu olay bile, Hilâfet’in gölgesinde ne kadar üstün olduğunuzu
ve Ümmetin nasıl muhterem olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla ancak
ve sadece Hilâfet’in dönmesiyle önceki itibarınıza ve üstünlüğünüze
geri dönersiniz.
Muhakkak ki Halîfe, sadece mü’mine hanımları korumak ve eziyetlere
mâruz kalmalarını önlemekle kalmayacak, bilakis Müslüman hanımları
inciten, onları cezâlandırma küstahlığında bulunan bu ajan
yöneticileri ve efendilerini de hak ettikleri şekilde
cezalandıracak, sâliha hanımlara karşı işlenmiş her şerir amelin
intikâmını alacaktır. Kadınların himâyesini gerektiren her durumda
her nerede olursa olsun ve hangi devlet olursa olsun savaş
açacaktır.
Mesele böyle iken, başınızdaki bu mücrim yöneticileri alaşağı edin
ve Hilâfet’i kurun! Zîra sizler önce Hilâfet’i kurmaya, sonra
Hâlife’ye bey’at etmeye muktedirsiniz. Eğer bunu yapmazsanız,
şüphesiz Allah hâlinizi asla değiştirmeyecektir:
Bir toplum, kendi nefislerinde olanları değiştirinceye kadar Allah o
toplumun halini değiştirmez. [er-Ra’d 11]