Çocukların, kadınların ve sivillerin kâtili, mücrim Olmert
ellerinden kan damladığı halde Ürdün Yönetimi tarafından azîz bir
misâfir olarak aklanıp paklandıktan sonra ebeveynlerin kâbusu ve
saçlarını ağartan katliamlarını yinelemek üzere Filistin’e geri
döndü. Ürdün Ordusu’nun da aralarında bulunduğu Müslümanların
orduları ise çocukların ve kadınların cesetlerini gördükleri,
çocukların ve yas tutanların feryatlarını ve annelerinin,
babalarının, kardeşlerinin katledilmesinden ötürü ağlayışlarıı
işittikleri halde, Müslümanların bu orduları Müslümanların
paralarının heder edildiği ama Müslümanları katleden Kâfirleri
korkutmayı, onlara gözdağı vermeyi amaçlamayan askerî gösterilere
hazırlıklar yapmakla meşguldürler. Çünkü bu ordular, Müslümanları
katletmek üzere Kâfirler ile birlikte komplolar kuran yönetimlerin
tahtlarını korumak için hazırlanmışlardır. Dolayısıyla ne
tanklarında ne de göz-alıcı uçaklarında bir hayır vardır. Bunlar
ancak Müslümanları zapt etmek için kullanılmaktadır. Me’an olayları
sizden hiç de uzak değildir!
İnsanlar; Deyr Yâsin’de, Kıbye’de, Bahr-ul Bakar’da, Sabra ve
Şatilla’da… Cenîn’de ve son olarak ama sonu olmayan, Ğazze
sahillerinde mâsumların, kadınların ve çocukların acımasızca
öldürüldüğü ve tüm dünyanın televizyon ekranlarından izlediği
katliamda, mâsum sivilleri katleden o terör odaklarına kucak açan bu
Ürdün Yönetimi’ni nasıl görüyorlar? İnsanlar; işgâlin yüz binlerce
erkeği, kadını ve çocuğu katlettiği Irak’taki Amerikan işgâline
yardım ve yataklık sağlayan bu Ürdün Yönetimi’ni nasıl görüyorlar?
İnsanlar; Yahudi ve Amerikan kasapları, “barışsever” ve “yakın
dostlar” olarak karşılayan ve onlara, İslam’a ve Müslümanlara karşı
savaşlarında yaltaklık yapıp dayanak olan bu yönetimin, Irak’taki ve
Filistin’deki Mücâhidlerin terörist olduklarına dâir iddialarına
nasıl kanabiliyorlar?
Daha da ötesi bu Ürdün Yönetimi, Yahudilerle “karşılıklı ekonomik
ilişkileri geliştirmek için” anlaşmakta ve Ürdün’deki Müslümanların
çıkarları için değil de sırf Yahudilerin çıkarları için kurulmuş
Nitelikli Sanayi Bölgeleri’nin genişletilmesini görüşmektedir.
Dahası bu yönetim, Vâdî ‘Arabe ve Ölü Deniz’deki sınır bölgelerini
geliştirmenin yollarını arayarak “İsrâil”i tanımaya ne kadar düşkün
olduğunu göstermektedir. Kaldı ki bu yönetimin yalanları ve
laklakaları, artık halkın gözünde iğrençliğin daniskası haline
gelmiştir.
Hiç şüphesiz tek çözüm, tüm bu kokuşmuş yönetimlerin kökünden
sökülmesi ve işleri özüne döndürecek Râşidî Hilâfet’in
kurulmasıdır. İşte, Müslümanların canlarını, mallarını ve
nâmuslarını korumaya muktedîr olan tek başına Hilâfet
Devleti’dir. Müslümanların intikamını alacak ve onlara
izzetlerini, üstünlüklerini ve haysiyetlerini yeniden iâde edecek
olan da tek başına O’dur. Öyleyse daha ne bekliyorsunuz, Ey
Müslümanlar? Haydi, Hizb-ut Tahrir ile birlikte, Râşidî
Hilâfet Devleti’ni geri getirmek için çalışmaya koşun!