Müslümanlar Artık Gerçeği Görmeli, Artık Harekete
Geçmeli!
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 6 Haziran’da Yahudi varlığını
ziyârete koştu. Ziyâreti sırasında Yahudilere dostluk mesajları
verdi, kutsal formalitelerine iştirak etti. Sözde “soykırım”
müzesini gezdi, içindeki meş’um ateşi körükledi, oradaki putun önüne
çelenk koyup put karşısında saygı duruşunda bulundu. Sonra sözde
“milletler ormanına” gidip Yahudilerin kutsal saydığı Ğarkad fidanı
dikti. Bu yüzsüzlüğüyle, Mübarek Mescid Aksa'ya gitmesinden önce de
Mısır Dışişleri Bakanı Ahmet Mahir'e yaptıkları gibi haddini
bildirmeye fırsat bulamasınlar diye 12'den fazla Hizb-ut Tahrir
Şebabı ve Müslüman, Yahudi güvenlik çetesi tarafından gözaltına
alındı ve Sezer'in Harem-i Şerif'i terk etmesine kadar serbest
bırakılmadı.
Yahudi parlamentosunda yaptığı konuşmasında; Filistin meselesinin,
Güvenlik Konseyi kararları ve Amerika’nın Yol Haritası planı
çerçevesinde yürütülmesi ve tek hedefin iki devletli çözüm olması
gerektiğini söyledi. Böylece Müslümanların kanlarıyla suladığı,
Allah’ın çevresini mübârek kıldığı topraklar üzerinde Yahudi
varlığının kalıcılaşmasını ve Filistinli Müslümanların karton bir
devletçik ile avutulması gerektiğini bir kez daha vurgulamış oldu.
Çözüm olarak Sömürgeci Kâfirlerin plânını gösterdi. İşgâlci Yahudi
varlığı ile Laik [Dinsiz] Türkiye Cumhuriyeti arasındaki “eşsiz”
ilişkileri anlatıp Yahudiler ile “Türkler” arasındaki sıcak
dostluktan ve işbirliğinden övgüyle söz etti. Yahudi varlığından
“dost İsrail” diye bahsetti. Yahudi parlamentosu Başkanı da
kendisine “Mustafa Kemal’in izinde olduklarını” altını çizerek
vurguladı. Yahudi varlığı yıllardır Filistinli Müslümanların kanını
akıttığı halde, bu katliamdan hiç bahsetmeyip “Holokost” dediği
Hitler’in Yahudileri öldürmesini “insanlık suçu” olarak tanımladı!
Daha da ileri giderek şöyle dedi: “Holokost kurbanlarını Türk
Ulusu ve kendi adıma saygıyla anıyorum. Bu bağlamda,
anti-semitizmin ve her türlü ırkçılığın insanlığa karşı bir suç
olduğunu ve bunlara karşı kararlılıkla savaşılması gerektiğini bir
kez daha yineliyorum.” Yahudiler tarafından uzun süre ayakta
alkışlanan meş’um konuşmasını, Yahudi dili ile selamlarını ve
teşekkürlerini sunarak bitirdi.
Doğrusu, Müslümanları temsil etmesi oldukça sakıncalı olan böyle bir
zâtın, Müslümanların diğer yöneticilerinden bir farkı yoktur.
Nitekim Erdoğan ve Gül başta olmak üzere şu an Müslümanların başına
dikilmiş nice yetkililer de, onlardan öncekiler de hep Yahudi
varlığı bağırlarına basmışlardır. Her defasında Müslümanlara
sırtlarını dönüp, Kâfirleri kucaklamışlardır. Zaten Yahudi varlığını
“ilk tanıyan, halkı Müslüman ülke yönetimi”, Türkiye Cumhuriyeti
devleti olmuştur. İslâmî Ümmet’in, bilhassa Türkiye’deki
Müslümanların artık şu gerçeği görmesi gerekmektedir: Müslümanların
toprakları Sömürgeci Kâfirler ve uşaklarının işgâli altındadır. Bu
işgâl, askerî, siyâsî, ekonomik, kültürel ve toplumsal tüm yönlerde
ağırlığını hissettirmektedir. Bu kâfirleri ve uşaklarını,
Müslümanların topraklarından ve hayatlarından köklü bir şekilde
söküp atmak kaçınılmazdır. Bunun tek yolu, Yahudi varlığını
mahvedecek ve Filistin’i Diyâr-ul İslam’a kavuşturacak olan
Nübüvvet Minhâcı üzere İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’ni
kurmaktır.
