Teşekkür
İslâmî Ümmet'in seçkin kitlesi Hizb-ut Tahrir’in 2 Eylül 2005
Cuma günü, çalışma yürüttüğü tüm İslam beldelerinde gerçekleştirdiği
muazzam Nîdâ Ameli, Hilâfet Devleti’nin son başkenti İslambul’da da,
Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in mübârek feth-i
mubîn müjdesine mazhâr olmuş Fâtih Sultan Muhammed Hân’ın kabrinin
yanı başındaki Fâtih Camiî’nde müthiş bir teveccüh ile, îmânî bir
atmosferin ışıltısı altında yapılmıştı. İslâmî Ümmet’in geneline ve
içerisindeki güç sahiplerine, İslâmî Ümmet’in içler acısı durumu tüm
çıplaklığıyla yeniden hatırlatılıp, Râşidî Hilâfet’i kurarak
İslâmî Hayatı yeniden başlatmaya yönelik içten bir çağrıda
bulunulmuştu. Yazıktır ki bu nâdide ülkenin işlerini yürüten,
servetlerini sahiplenen, ama Müslüman halkının Dîninden,
düşüncelerinden ve duygularından kopuk, hatta insanlık düşmanı
Sömürgeci Kâfirleri dost edinen, onların çıkarları için çalışan,
Müslüman halka Batılı kanunları ve yaşam tarzını benimsetmeye
uğraşan kimileri; sahih ‘Akîdeyi, aydın düşünceyi, siyâsî
uyanıklığı, nezih duyguyu ve engin coşkuyu yürekten mezceden bu
sıcak çağrıdan pek bir rahatsız oldular.
Böylece Hizb-ut Tahrir’e ve şebâbına karşı çetin bir kampanya
başlattılar. Ne var ki onlar, Allah’ın takdirini değiştirip
Nübüvvet Minhâcı üzere Râşidî Hilâfet’in kurulmasının önüne
geçebilecek değillerdi. İslâmî Ümmet’in Hilâfet’e yönelik
teveccühünü ve şevkini kırabilecek değillerdi. Hizb-ut Tahrir’in
azametini, cesâretini, ferâsetini ve basîretini kırabilecek de
değillerdi. Zîra bu, Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın emredip yardımı
ile desteklediği, Rasulü [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in üzerinde
yürüyüp zafere ulaştığı ve İslâmî Ümmet’in gafletinden uyanıp
peşinden koşmaya başladığı yüce bir idealdir.
Her kim böylesi bir dâvâya sarılıp onu bağrına basar, gücü ve
yetenekleriyle desteklerse, şüphesiz ecri Allah’a aittir ve Allah
kullarına karşı çok Lütufkârdır. Umulur ki onlar için bu dünyada
zaferler ve sevinçler ile dolu izzetli bir hayat ve Âhirette de,
azaptan uzak, ebedî bir saadet vardır. Her kim de böylesi bir dâvâya
düşman kesilir, karşısında durmaya yeltenir, gücü ve yetenekleriyle
ona engel olursa, şüphesiz cezâsı Allah’a aittir ve Allah hesâbı
çarçabuk görendir. Korkulur ki onlar için bu dünyada utanç ve üzüntü
dolu rezil bir hayat ve Âhirette de elem ve keder dolu bir azap
vardır.
Bu vesileyle, bu hak ve adil dâvâ uğrunda mâruz kaldığımız zâlimane
eziyetler karşısında yanımızda olup bizi kucaklayan, destekleyen,
yardımlarını ve dualarını esirgemeyen, başta değerli Avukat Osman
Karahan ile meslektaşlarına, insaflı medya organları ile sivil
toplum kuruluşlarına ve “insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet”
olan İslâmî Ümmet’in Türkiye’deki tüm yiğit evlatlarına en içten
teşekkürlerimi takdim etmekten kıvanç duyuyorum.
