- Basın Açıklaması -
Birlik
Bayramı Münasebetiyle, el-Hudeyde’de Düşünceye Yönelik Zâlimâne
Tutuklamalar!
Yemen’in birliğinin on altıncı yılı münâsebetiyle [Güney
Yemen’deki Yemen Halk Demokratik Cumhuriyeti, 1990 yılında Kuzey
Yemen’deki Yemen Arap Cumhuriyeti’ne birleştirilmişti] “Halkın
Kanayan Yarası Üzerinde Dans” Bayramı öncesinde el-Hudeyde’deki
siyâsî güvenlik birimleri, Hudeyde’nin el-Kal’a Mahallesi’ndeki
el-Hamdî Caddesi üzerinde bulunan en-Nûr Câmii imâm ve hatibi,
el-Kal’a Mahallesi muhtarı ve Hudeyde Asliye Mahkemesi görevlisi 58
yaşındaki Âlim Şeyh İbrâhîm ‘Abd-il Bârî Makbûl-il Ehdel’i keyfi bir
şekilde tutukladılar.
Gerçek şu ki Hudeyde’deki güvenlik birimleri, yalnızca keyfi
tutuklamalarla yetinmemekte, bilakis cürümlerinin kapsamını,
kendilerinden korktukları âlimlere ve dâvâ adamlarına kadar
genişletmektedirler ki elitlerin kortej akışı bozulmasın, şatafatlı
konvoyları tâciz edilmesin ve bozguncuların sevinçlerini
kursaklarında bırakılmasınlar! Heyhât! Bu nasıl bir devlettir ki
ordusu var, güvenlik güçleri var, medyası var, malı var ama
yeryüzünde bozgunculuk yapanların fesâdı hakkında bir âlimin verdiği
hutbeden veya bir kağıdın dağıtılmasından bu kadar korkuyor?
Siyâsî güvenlik, Şeyhin tutuklanmasına, devletin şölenine
saldırmasın diye “ihtiyâtî tedbir” gerekçesi gösterdi. Filhakîka
onlar gâyet iyi bilmektedirler ki Şeyh, Hak sözü söyleyen ve Allah
için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan bir adamdır. İşte onu
bu yüzden tutukladılar!
Şeyh, 27.09.2004 tarihinde de tutuklanmıştı ve bu onun ikinci
tutuklanışıdır. Yine birçok kez Terör ve Gözdağı birimlerine
çağrılmıştı. Hem de hiçbir suç işlemediği halde, hiçbir cürüme
karışmadığı halde ve hiçbir yasal gerekçe gösterilmeden! Dolayısıyla
bu birimler, uyguladıklarını iddia ettikleri anayasalarını, 48.
maddenin metni ile Cezâî İcraat Kânunu’nun 6, 7, 8, 11, 13, 73, 76
ve 77. maddelerini kendileri çiğnemişlerdir.
Onun tek suçu, İslam’a ve hayatın her alanında tatbikine dâvet
etmesi, Hilâfet Devleti’ni ikâme etmek yoluyla İslâmî Hayatı ve
Allahu Te’alâ’nın indirdikleri ile yönetimi yeniden başlatmak için
çalışması, yeryüzünde fesâd ve ifsâd çıkaranlara karşı Emr-i bi’l
Ma’rûf ve’n Nehy-i ‘ani’l Munker [İyiliği emretmek ve kötülükten
sakındırmak] ile kararlı bir savaş açmasıdır. Ne zamandan beri, Ey
İnsanlar için Çıkartılmış En Hayırlı Ümmet, İslam’a dâvet suç oldu
da Bâtıla dâvet, ödüle lâyık görülen bir albeni oldu?!
Devlet çoğu kez demokrasi, çoğulculuk ve özgürlüklere çağrılarıyla
övünmüştür. Cumhurbaşkanı da konuşmalarında bunları yineleyerek,
demokrasinin nizâmın tercihi ve kurtuluş gemisi (!) olduğunu ve
kendisinin siyâsî tutuklamalar döneminde görevi devraldığını vesâire
vurgulamıştır. Ancak hakîkat iddia etkilerinin aksine, tutuklamayı,
tâkip etmeyi, ağızları kapatmayı, kalemleri susturmayı, baskı
uygulamayı, kanaat önderlerine engel olmayı, casusluk yapmayı,
gazetecileri tahrik etmeyi ve zâlimce dâvâlar açmayı sürdürdükleri
şeklindedir.
Bizler Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilâyeti olarak, ‘Allâme Şeyh
İbrâhîm el-Ehdel’in mâruz kaldıklarından ve şeker hastası olmasından
dolayı sağlığının riske atılmasından tamamen egemen devleti sorumlu
tutuyor ve şayet bir suçu varsa mahkemeye çıkarılması için devlete
meydan okuyoruz. Yine baskıcı birimlere diyoruz ki bu tutuklamalar
Hizbin şebâbının ancak çalışma ve fedâkarlık üzerindeki ısrarlarını
artıracaktır, tâ ki fâsidler ve müfsidler yeryüzünden tümüyle
kazınıncaya ve İslam ile yönetim gelinceye kadar!.. Yine bu
tutuklamalar, aç ve fakir Yemen halkının ancak egemen devlete
duydukları nefreti ve öfkeyi artıracaktır, mevcut nefretlerinden ve
öfkelerinden kat be kat fazla!
Temsilciler Meclisi üyelerine, Yemen’in şeyhlerine, âlimlerine, güç
sahiplerine, kanâat önderlerine ve insan hakları örgütlerine
sesleniyoruz:
Bu azgın birimler, şer’an ve hatta kânunen işledikleri
aykırılıklarından ötürü muhâsebe edilmeli ve Allah’ın kullarına
eziyet edenler âdil cezâlarına çarptırılmak üzere yargıya sevk
edilmelidir ki îman ve hikmet yönünde güven, istikrar ve huzur
egemen olsun.
Yine Şeyh ile birlikte zâlimlerin zindanlarındaki mazlumların da
derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz.
Sakın, Allah’ı zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah
onları (cezalandırmayı), ancak korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı
bir güne erteliyor. [İbrâhîm 42]