Hizb-ut Tahrir.org Hizb-ut Tahrir.info Al-Ummah.org
Britanya

 

Britanya’daki Müslümanlar,
İslam ve Hilâfet Aleyhindeki Propagandaya Karşı Koymalıdırlar!

Britanya’daki ve tüm dünyadaki Müslümanlar, “Teröre Karşı Savaş” adı altında Dînlerine yönelik aralıksız süregelen bir çarpıtma ve propaganda ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Müslüman Âlemindeki kralların, despotların, hâinlerin ve diktatörlerin kokuşmuş yönetimlerini Hilâfet ile değiştirmek için çalışanlar, fundamentalist, radikal, aşırı ve hatta terörist olarak damgalanmaktadırlar. Bush, Blair ve benzerleri, Müslümanların toprakları üzerinde süregelen işgâli ve müdâhaleyi haklı çıkarmak için, İslam’a karşı bu sâbit propagandayı kullanmaktadırlar. Washington ve Londra’nın açık onayı ile, kendilerine karşı çıkanları hapseden, işkence eden ve katleden, dahası insanların servetlerini bu sömürgecilerin ellerine teslim etmeye can atan çivisi çıkmış şerir diktatörleri de desteklemektedirler.

Bu propaganda, Müslümanlar ve ğayri-muslimler arasında korku ve histeri oluşturmak için de kullanılmakta ve Hilâfet bir “şer ideolojisi” uygulayan terörist bir devlet olarak tanımlanmaktadır. Fas’tan Endonezya’ya kadar tüm İslâmî eksen, “hadâratlarını” yok etmeye yönelik şiddetli bir patlama şeridi olarak resmedilmektedir. Böylesi bir dil, dünya insanlarının asıl alternatifi hissetmelerini engellemeyi amaçlamaktadır ki bu, İslam’ın ve Hilâfet’in, Batı’daki yönetimlerin süregelen yıkıcı politikalarına karşı İslam Âlemine önerisidir.

Kerîm Kardeşler ve Bacılar!

İslam’ın bir “şer ideolojisi” olarak tanımlanması her geçen gün artmaktadır. Son dönemde Nebî [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’i azgın ve saldırgan bir biçimde resmeden “mâlum karikatürleri” hepimiz gördük. Çoğu Batılı haberlerin düzenli olarak yinelediği gibi, Hilâfet’in bir zulüm ve şiddet devleti olarak resmedilmesi ise, Nebî [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] tarafından kurulan ve Hulefâ-ir Râşidîn [RadiyAllahu ‘Anhum Ecma’în] tarafından yönetilen ve diğer birçok Halîfeler tarafından yüzyıllarca sürdürülen devlete saldırmak içindir. Kezâ, yeniden kurulmadan önce dahi, geri dönüşü Nebî [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] tarafından müjdelenen Râşidî Hilâfet Devleti’ne saldırmak içindir.

İslam’a böyle saldırılıyor ve hakâret ediliyorken, nasıl sessiz kalabiliriz? Dînimize böyle sataşılıyorken nasıl görmezden gelip kendi rutin hayatımızı hiçbir şey olmamış gibi sürdürebiliriz? Yoksa bu Azîz Ümmet’e yönelik cürümleri ifşâ etmekten, ayıplamaktan ve eleştirmekten geri kalıp ezilmeye, hor görülmeye râzı mı olacağız?

Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’ya ve Rasulü [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’e olan îmanımız, bu Ümmetin ezilmesine karşı çıkan bir ses olmayı, İslam’ın ve Hilâfet’in arı-duru hakîkatini ortaya koyarak bu propagandayı püskürtmeyi, hepimize bir sorumluluk yüklemektedir. Yine Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in insanlara taşıdığı gibi, İslam’ı gerçek vakıası ile insanlara da taşımak üzerimize farzdır. Faaliyetlerimiz, temaslarımız ve hitaplarımız ile topluma İslam’ın ilâhî güzelliğini ulaştırmalı, İslam’ın aileye, yaşlılara, komşulara ve bir bütün olarak topluma kazandırdığı yüce değerleri alenen göstermeliyiz. Öyle ki çevremizdeki ğayri-muslimler bu propagandaya kanmasın ve İslam’ın güzelliğini görebilsin. Ayrıca İslam’ın; ırkçılık, anti-sosyal davranış, kadınların ve çocukların cinsel istismârı gibi toplumu bezdiren tortulaşmış meselelerin tümünü çözdüğünü de gösterebilmeliyiz.

Bunun yanı sıra Râşidî Hilâfet Devleti’nin gerçek vakıasını, geçmişini ve geleceğini ortaya koymalıyız. Nitekim onun geçmişi, insanlık tarihinin altın çağı idi. Geleceği de böyle olacaktır. Öyle ki Müslüman olsun, olmasın tüm tebâsının maslahatlarını ön plana koyacak, insanları sömürüden, istismardan ve zulümden koruyacaktır. Diktatörleri ve eziyetlerini silip süpürecek, küresel kapitalizmin zorbalığına meydan okuyacaktır. Zîra bugün maddî çıkarlar uğruna ülkeler istilâ ve işgâl edilmekte, çok-uluslu şirketlerin sömürgen yaklaşımları fakirliğe ve yoksulluğa yol açmakta, açgözlülük ve menfaatçiliğin pençesindeki Batılı dış politikanın mahsulleri çevreyi yok etmektedir.

Kerîm Kardeşler ve Bacılar!

Bugün Hilâfet için çalışmak, hakîkaten küresel bir mücâdeledir. İslam Âleminin her tarafında, Orta Asya’da, Ortadoğu’da, Afrika’da, Güney Asya’da ve Güney Doğu Asya’da Müslüman erkekler ve hanımlar, Hilâfet’in geri dönüşü için şiddet-dışı siyâsî üsluplar ile mücâdele etmektedirler. Bugün Batılı siyâsî çevrelerde, İslâmî beldeler üzerinde Hilâfet’e yönelik hareketlenmenin yükselen etkisi hakkında büyük bir tartışma başlamıştır. Batılı politika üreticileri ve politikacılar, Hilâfet’e yönelik bu şiddetlenen arzuyu kesmek için çılgınca uğraşmakta ve dolayısıyla iktidardaki bozuk yöneticileri korumanın yollarını aramaktadırlar. Onların bu hareketlilik karşısında uğradıkları en büyük hayal kırıklığı ise bu çalışmanın şiddet-dışı bir mücâdele ile sürdürülüyor olmasıdır. O kadar ki kendilerine uşaklık eden despot yöneticiler eziyetlerini ve baskılarını artırdıkça, bu şiddet-dışı mücâdele daha da popüler hale gelmektedir.

Bu Kerîm Ümmetin bir parçası olarak Batı’da yaşayan bizlere düşen, bu İslâmî hareketlenmeyi desteklemek ve bu köhne rejimlere karşı mücâdele etmeyi ve kendilerini fedâ etmeyi kararlılık ile sürdüren o hayırlı kardeşlerin ve bacıların yanında yer almaktır.

Bununla birlikte Batı’da yaşayanlar olarak üzerimizde, İslam’ın ve Hilâfet’in gerçek vakıasını ğayri-muslim topluma açıklayarak, söz ve amel yoluyla iletişim kurmak gibi ek bir sorumluluğumuz da bulunmaktadır. Nitekim onların birçoğu da, kendi devletlerinin İslâmî beldeler üzerindeki politikalarından ve cürümlerinden neredeyse nefret etmekte ve rahatsızlık duymaktadırlar. İşte, üniversitede ve komşuluk ilişkisi içerisinde, kitaplar, belgeler, görüşmeler, internet ve medya yoluyla ğayri-muslimler ile temâsa geçmek, Müslüman dünyasında Hilâfet’e yönelik siyâsî arzunun takdir edilmesine katkı sağlayacak, İslam ve Müslümanlar hakkında işittikleri şeylerin, kendi devletlerinin İslâmî topraklar üzerindeki sömürgeci politikalarını haklı çıkarmak üzere uydurulmuş yalanlardan ibâret olduğunu anlayacaklardır.

Hilâfet’e karşı gözdağı verme, yalanlar uydurma ve tehditler savurma taktiklerine rağmen Hizb, dünyanın herhangi bir tarafında olduğu gibi Britanya’da da, Hilâfet Devleti’ne yönelik dâvetini ilerletmek üzere şiddetten uzak fikrî ve siyâsî üsluplar ile çalışmasını sürdürmektedir.

Şu halde Hizb-ut Tahrir / Britanya; İslam’a îman ile, Hilâfet uğrunda çalışma ile gurur duyduğumuzu, üstünlük kazandığımızı göstermek, böylece onlar için olumlu bir imaj sergilemek üzere sizleri kendisiyle birlikte çalışmaya çağırmaktadır:

Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğüt ile çağır ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları da en iyi bilendir ve O, hidâyete erenleri de en iyi bilendir. [en-Nahl 125]

 

 HİZB-UT TAHRİR
 Britanya
H. Cumâde’l ‘Ûlâ 1427
M. Haziran 2006