Her
kim mazlum olarak katledilirse, Biz onun velîsine (hakkını alma)
yetkisi vermişizdir. O halde (velîsi) kısasta ileri gitmesin. Ona
(bu yetki ile zaten) yardım edilmiştir. [el-İsrâ 33]
İslâmî Cihâd Hareketi’ne bağlı Mahmûd Muhammed el-Meczûb ve Naddâl
Muhammed el-Meczûb kardeşlerin suikast yoluyla hunharca öldürülmesi
hakkında, bu elîm musîbetten duyulan üzüntüyü dile getirmekle
yetinmek, Mahmûd ve Muhammed kardeşler [Rahimehuma Allahu Te’alâ] de
dâhil olmak üzere Ümmetin evlatlarını ve liderlerini peş peşe vuran
kalleşliklere öfkelenmekle yetinmek doğru değildir. Ümmetin
düşmanları olan Yahudiler ve Amerikalılar ile, yine vahşi
işgâllerini sâbitleştirmede bu ikisine katılan ve bu ikisinin
Ümmetin evlatlarına yönelik cürümlerini destekleyen diğer sömürgeci
devletlerden olan müttefikleri ile karşılaşılan çarpışma
meydanlarında Müslümanların dökülen kanları asla heder olmayacaktır,
olmamalıdır. Her tarafta eşzamanlı bombalamalar yoluyla Ümmetin
evlatlarını vurmak, aralarına fitneler ekmek ve Ümmetin emsâlsiz
enerjisini dağıtmak maksadıyla da uzman akıllarını ve beyinlerini
tasfiye etmek üzere İslâmî beldelerin kalbine saplanmış Yahudi
varlığına varan bu peş peşe saldırılar… Tüm bunlar Müslümanların,
sebepler, müsebbibler ve netîceler üzerinde durup düşünmelerini
gerektirmektedir.
Muhakkak ki Yahudilerin yeryüzündeki ifsadlarına son verilmesi,
sadece kanserli varlıklarını zerresini bırakmaksızın kökünden kesip
atmakla mümkündür. Bu ise, erkenden ve gecikmeden, Allah’ın izniyle,
devrilmek üzere olan iktidar koltukları uğruna, Ümmetin kerâmetini
ve şerefini satarak bu varlığı koruyup kollayan ve Sömürgeci Batılı
devletleri savunan yönetimleri, bilhassa direnişe destek çağrısında
bulunurken aynı zamanda yönetime gelerek yahudi varlığını da tanıyıp
onunla “cesur barış” uğruna çırpınarak çalışanı yok etmek üzere
çalışmakla olur. Askerî ve istihbârî yeteneklerini geliştirmek
yerine, yatırım adı altında hazine mallarını saçıp savuran bu
yönetimlerin, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere İslam
için çalışanların peşine düşmeye, cezalandırmaya, ezmeye ve
tutuklamaya yönelen Batılı Sömürgeci devletlerin ayıplarını örtbas
etmekle meşgul olduklarını görmemiz trajikomik değil midir? Yayılmış
Yahudi şebekelerin peşine düşmek ve Müslümanların toprakları
üzerindeki Batılı casus uçak hangarlarını ve askerî üslerini
gözetlemek, hatta kapatıp kovmak için çabalarını artırmak yerine
halklarına fakirlik acısını tattırmaları, onları sefâlet ve
mahrumiyet zilletine düşürmeleri trajikomik değil midir? Doğrusu bu
yönetimleri yıkmaya dâvet; onların yerine kurulacak, Ümmetin
enerjilerini ve kuvvetlerini birleştirecek bir devleti, yahudilere
ve arkasındaki Doğulu ve Batılı devletlere Müslümanların korkusunu
ve keskin güçlerini tattıracak bir devleti, yaklaşık on dört asır
boyunca güneşini halklar ve ümmetler üzerine doğduran, böylece İslam
Nûru’nu yücelten bir devleti, Nübüvvet Minhâcı üzere Râşidî
Hilâfet Devleti’ni kurmaya dâvettir. Muhakkak ki Allah emrine
ğâlibdir. Velâkin insanların çoğu bunu bilmezler. [Yûsuf 21]