Hizb-ut Tahrir.org Hizb-ut Tahrir.info Al-Ummah.org
Resmi Sözcülüğü Pakistan Vilâyeti

Allah, sizlerden iman edip salih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halife kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini yeryüzünde hakim kılacağını, (geçirdikleri) bu korku durumlarını güvene çevireceğini vaâdetti. Zira onlar yalnız Bana ibadet eder ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de bundan sonra inkâr ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir. [Nur 55]



 

- Basın Açıklaması -

İnsanlar Demokrasiyi İstemiyor, İslam’ı İstiyor!

İnsanlar, ister diktatörlük isterse demokrasi yoluyla olsun, Kapitalist sistemin uygulanmasından artık tamamen bıktılar. Artık demokrasiyi istemez, bilakis İslam’a özlem duyar oldular. Diktatörler gibi seçilmiş liderler de bir buçuk asır önce İngilizler tarafından getirilen bu sistem ile yönetim gösterdiler. Sömürgeciler, yüzleri değiştirerek kitleleri meşgul etmeye ve artık geçmişte kalmış ve kokuşmuş Kapitalist sistemin infâzını ayakta tutmak için hem diktatörleri hem de seçilmiş liderleri kullanmaya devam ettiler. Lâkin her iki yönetici türünün geçen 59 yıllık iktidârı boyunca insanların perişan durumlarında hiçbir değişiklik olmadı. Diktatör veya demokrat dönemler sırasında uygulanması itibariyle yargı sistemleri arasındaki farkı inceliyoruz. Her iki yönetim türünde de İngiliz mirâsı olan sömürgeci yargı sistemi uygulanmadı mı? Her iki yönetim şekli sırasında da mülkiyet özgürlüğü ve ribâ (fâiz) ilkelerine dayalı Kapitalist ekonomik sistem uygulanmadı mı? Her iki iktidar tarzında da yasamanın kaynağı beşer değil miydi?

Her iki yönetimde de dış politikamız, Dâvet ve Cihâd eksenli İslâmî kâidelere mi, yoksa Birleşmiş Milletler kararları veya Devletlerarası Kânun’a mı dayalı idi? Diktatörler gibi seçilmiş liderler de, kitlelerin kanlarını son damlasına kadar emmek için Dünya Bankası ile IMF’nin direktiflerine uymak zorunda kalmadılar mı? Genel hayatta erkek ile kadının ihtilâtına (karışık olarak bir arada bulunmasına) ilişkin İslâmî hükümler, Hicâb (başörtüsü), özel hayat ve kadın-erkek ilişkilerini düzenleyen diğer muhtelif hükümler hiç uygulandı mı? Pakistan’ın eğitim politikası hiç İslâmî Şahsiyet’i geliştirme kâidesi üzerine dayandırıldı mı? Yoksa yeni neslin “kültürlendirilmesi”, Batılı özgürlük paradigmasına ve kokuşmuş Darvinist düşüncelere mi yönlendirildi?

Madem ki her iki dönemde de aynı Batılı Kapitalist sistem uygulandı, o halde ne diye insanlar, her iki yönetim şeklinden de artık nefret eder hale gelmesinler ki? Pakistan halkı hiçbir zaman demokrasiyi korumak için sokaklara dökülmedi! Tam aksine bu bölgenin insanları, yüz binler olup İngiliz kurşunlarına göğüs gerdi, hatta Hilâfet’in yeniden kurulması dâvâsı uğruna canlarını kurbân etti. Zîra bu kitleler, zilletin gerçek sebebinin, pek de farklılık arzetmeksizin hem diktatör hem de seçilmiş liderlerce uygulanagelen bu Kapitalist sistem olduğunu idrâk etti. İnsanlar, artık demokrasi ile diktatörlüğün, sömürgecilerin kendilerini köleleştirmek için kullandıkları tek sikkenin iki yüzü olduğu fark etti. İşte bu yüzden, Amerika’nın Ortadoğu’da ve Müslüman dünyasında vahşi diktatörleri paçavra gibi kullandıktan sonra, şu sıralar demokrasiye çağırıyor olması hiç de garip değil!

Hem demokrasi hem de diktatörlük için ortak olan temel yön, yasama gücü olarak beşeri benimsemiş olmasıdır. Kâfir Sömürgeci, kendi çıkarlarını meşrulaştırmak için işte bu arka kapıyı kullanmaktadır. Bundan ötürü, Afgan Savaşı ile ülkedeki Amerikan üslerini meşrulaştırmak için Amerika, seçilmiş meclisi dolduran çoğunluk grubunun varlığına karşın, kimi zaman yasalar çıkarmak için diktatör kullanmak zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla Sömürgecilik, diktatörlükte tek bir adama nüfuz etmek zorunda iken, demokraside seçilmiş bir grup insana nüfuz etmek zorundadır.

İslâmî Yönetim Sistemi’nde yani Hilâfet’te ise, bunun tam aksine, Halîfe’nin de insanların seçilmiş temsilcilerinin de herhangi bir yasa çıkarmaya hiçbir şekilde hakları yoktur. Bilakis Halîfe gibi Ümmet Meclisi de, yalnızca İslam Nizâmı’nın uygulanmasından başka seçeneğe sahip değildir. Böylelikle, demokrasinin tam aksine, Allah [Subhânehu ve Te’alâ] ve Rasulü [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] tarafından buyrulmuş yasalar, devlet kanunu haline gelmek için milletvekillerinin salt çoğunluğu olan %51 oranında onaylanmaya gerek duymaz. Dolayısıyla bu sistemde sömürgecilik, hâin bir yönetici veya menfaatçi bir zümre yoluyla da olsa yasalar çıkararak insanları asla köleleştiremez. Her ne kadar İslam insanlara yöneticilerini ve temsilcilerini seçme hakkı vermiş ise de, onların ve başkalarının -demokraside olduğu gibi- kanunlar çıkarmaya hiçbir hakları yoktur.

Ey Müslümanlar!

Kâfir Sömürgeci, üzerinize tahakküm etmek için diktatörlüğü kullandıktan sonra bir kez daha demokrasiyi kullanmak istemektedir. Öyleyse Hilâfet’in kuruluşuna yönelik çabalarınızı artırınız, azimlerinizi bileyiniz ve adımlarınızı hızlandırınız. Tâ ki mevcut Kapitalist Sistem yok olup gitsin, İslâmî Nizam yeniden hâkim olsun ve insanlık on yıllardır içerisine düştüğü zilletten bir an önce kurtarılabilsin…

Nâvid Butt

 HİZB-UT TAHRİR
 Pakistan Resmî Sözcüsü
H. 18 Rabi’-ul Âhir 1427
M. 16 Mayıs 2006

Adres: P.O. Box 1924, Lahore, Pakistan
Tel: +(92)345-4287323 / +(92)333-5613813
Fax: +(92)21-520-6479
Web: www.khilafah.com.pk / www.al-ummah.org
E-mail: spokesman@khilafah.com.pk
www.hizb-ut-tahrir.org | www.hizb-ut-tahrir.info | http://radio.hizb-ut-tahrir.info