- Basın Açıklaması -
İnsanlar Demokrasiyi
İstemiyor, İslam’ı İstiyor!
İnsanlar, ister diktatörlük isterse demokrasi yoluyla olsun,
Kapitalist sistemin uygulanmasından artık tamamen bıktılar. Artık
demokrasiyi istemez, bilakis İslam’a özlem duyar oldular.
Diktatörler gibi seçilmiş liderler de bir buçuk asır önce İngilizler
tarafından getirilen bu sistem ile yönetim gösterdiler.
Sömürgeciler, yüzleri değiştirerek kitleleri meşgul etmeye ve artık
geçmişte kalmış ve kokuşmuş Kapitalist sistemin infâzını ayakta
tutmak için hem diktatörleri hem de seçilmiş liderleri kullanmaya
devam ettiler. Lâkin her iki yönetici türünün geçen 59 yıllık
iktidârı boyunca insanların perişan durumlarında hiçbir değişiklik
olmadı. Diktatör veya demokrat dönemler sırasında uygulanması
itibariyle yargı sistemleri arasındaki farkı inceliyoruz. Her iki
yönetim türünde de İngiliz mirâsı olan sömürgeci yargı sistemi
uygulanmadı mı? Her iki yönetim şekli sırasında da mülkiyet
özgürlüğü ve ribâ (fâiz) ilkelerine dayalı Kapitalist ekonomik
sistem uygulanmadı mı? Her iki iktidar tarzında da yasamanın kaynağı
beşer değil miydi?
Her iki yönetimde de dış politikamız, Dâvet ve Cihâd eksenli İslâmî
kâidelere mi, yoksa Birleşmiş Milletler kararları veya
Devletlerarası Kânun’a mı dayalı idi? Diktatörler gibi seçilmiş
liderler de, kitlelerin kanlarını son damlasına kadar emmek için
Dünya Bankası ile IMF’nin direktiflerine uymak zorunda kalmadılar
mı? Genel hayatta erkek ile kadının ihtilâtına (karışık olarak bir
arada bulunmasına) ilişkin İslâmî hükümler, Hicâb (başörtüsü), özel
hayat ve kadın-erkek ilişkilerini düzenleyen diğer muhtelif hükümler
hiç uygulandı mı? Pakistan’ın eğitim politikası hiç İslâmî
Şahsiyet’i geliştirme kâidesi üzerine dayandırıldı mı? Yoksa yeni
neslin “kültürlendirilmesi”, Batılı özgürlük paradigmasına ve
kokuşmuş Darvinist düşüncelere mi yönlendirildi?
Madem ki her iki dönemde de aynı Batılı Kapitalist sistem uygulandı,
o halde ne diye insanlar, her iki yönetim şeklinden de artık nefret
eder hale gelmesinler ki? Pakistan halkı hiçbir zaman demokrasiyi
korumak için sokaklara dökülmedi! Tam aksine bu bölgenin insanları,
yüz binler olup İngiliz kurşunlarına göğüs gerdi, hatta Hilâfet’in
yeniden kurulması dâvâsı uğruna canlarını kurbân etti. Zîra bu
kitleler, zilletin gerçek sebebinin, pek de farklılık arzetmeksizin
hem diktatör hem de seçilmiş liderlerce uygulanagelen bu Kapitalist
sistem olduğunu idrâk etti. İnsanlar, artık demokrasi ile
diktatörlüğün, sömürgecilerin kendilerini köleleştirmek için
kullandıkları tek sikkenin iki yüzü olduğu fark etti. İşte bu
yüzden, Amerika’nın Ortadoğu’da ve Müslüman dünyasında vahşi
diktatörleri paçavra gibi kullandıktan sonra, şu sıralar demokrasiye
çağırıyor olması hiç de garip değil!
Hem demokrasi hem de diktatörlük için ortak olan temel yön, yasama
gücü olarak beşeri benimsemiş olmasıdır. Kâfir Sömürgeci, kendi
çıkarlarını meşrulaştırmak için işte bu arka kapıyı kullanmaktadır.
Bundan ötürü, Afgan Savaşı ile ülkedeki Amerikan üslerini
meşrulaştırmak için Amerika, seçilmiş meclisi dolduran çoğunluk
grubunun varlığına karşın, kimi zaman yasalar çıkarmak için diktatör
kullanmak zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla Sömürgecilik,
diktatörlükte tek bir adama nüfuz etmek zorunda iken, demokraside
seçilmiş bir grup insana nüfuz etmek zorundadır.
İslâmî Yönetim Sistemi’nde yani Hilâfet’te ise, bunun tam aksine,
Halîfe’nin de insanların seçilmiş temsilcilerinin de herhangi bir
yasa çıkarmaya hiçbir şekilde hakları yoktur. Bilakis Halîfe gibi
Ümmet Meclisi de, yalnızca İslam Nizâmı’nın uygulanmasından başka
seçeneğe sahip değildir. Böylelikle, demokrasinin tam aksine, Allah
[Subhânehu ve Te’alâ] ve Rasulü [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]
tarafından buyrulmuş yasalar, devlet kanunu haline gelmek için
milletvekillerinin salt çoğunluğu olan %51 oranında onaylanmaya
gerek duymaz. Dolayısıyla bu sistemde sömürgecilik, hâin bir
yönetici veya menfaatçi bir zümre yoluyla da olsa yasalar çıkararak
insanları asla köleleştiremez. Her ne kadar İslam insanlara
yöneticilerini ve temsilcilerini seçme hakkı vermiş ise de, onların
ve başkalarının -demokraside olduğu gibi- kanunlar çıkarmaya hiçbir
hakları yoktur.
Ey Müslümanlar!
Kâfir Sömürgeci, üzerinize tahakküm etmek için diktatörlüğü
kullandıktan sonra bir kez daha demokrasiyi kullanmak istemektedir.
Öyleyse Hilâfet’in kuruluşuna yönelik çabalarınızı artırınız,
azimlerinizi bileyiniz ve adımlarınızı hızlandırınız. Tâ ki mevcut
Kapitalist Sistem yok olup gitsin, İslâmî Nizam yeniden hâkim olsun
ve insanlık on yıllardır içerisine düştüğü zilletten bir an önce
kurtarılabilsin…
