Kuveyt’teki Borsa Sarsıntısı
Sebepleri ve Çözümü
Kuveyt’teki mâlî evrak piyasası [borsa] krizinin başlıca iki sebebi
vardır: Birincisi; Kapitalist ekonominin bozukluğudur, ikincisi de
Kuveyt yöneticilerinin ve Kuveyt Hükümeti’nin, insanların işlerini
kötü idâre etmesidir.
Kapitalist Ekonomi’ye gelince; bu, piyasalarda iki tür kırılganlığa
götüren üç sistem içermektedir.
Birincisi; Malların ve hizmetlerin üretiminin ve pazarlamasının
yapıldığı reel ekonomidir.
İkincisi; Tedâvül edilebilir hakları temsil eden belgeler olan
çeşitli mâlî evrakların alım-satımının yapıldığı mâlî ekonomidir.
İşte borsa, bu mâlî ekonomiden kaynaklanıp gelişmiştir. Dolayısıyla
borsanın bozukluğu, kendisinden kaynaklanan üç sistemin
bozukluğundan ileri gelmektedir: Anonim Şirketler Sistemi, Faize
Dayalı Bankacılık Sistemi ve Zorunlu Para Sistemi.
Anonim Şirketler Sistemi’ne gelince; Bunlar aslen, kreditörlerden ve
hak sahiplerinden olan işadamlarının ve sermayedarların servetlerini
korumak ve yine bu işadamları ve sermayedarların kamu malları
üzerindeki tahakkümlerini sağlamak için ortaya çıkmıştır. Zîra
anonim şirketlerin en belirgin özelliği, sınırlı sorumluluktur.
Dolayısıyla zarar edip iflâsını açıklaması durumunda, hak
sahiplerinin ve alacaklıların, hissedarlarından bir şey talep etme
hakları olmaz ve şirkette kalan mallar dışında bir şeyleri bulunmaz.
Çünkü anonim şirketler, hissedarlarından tümüyle bağımsız olan
mânevî bir şahsiyettir. Bundan dolayı hak sahibine sadece (mânevî
şahsiyete) dâvâ açma hakkı tanır, yoksa hissedarlarını herhangi bir
şey ile dâvâ edebilme hakkı tanımaz.
Şirketin işlerine ve hissedarlarının mallarına tahakküm edebilmek
için, sermaye sahiplerinin hisse senetlerinin % 50’sine sahip olma
zorunluluğu da Anonim Şirketler Sistemi’nin bir parçasıdır. Böylece
hisse senetleri bulunan hissedarlar, herhangi birinin izni
alınmaksızın, yalnızca hisseleri alım-satım borsasında tedâvül
ettiren kuryeler haline gelirler. Bunun sonucunda hisselere alınıp
satılan bir mal olarak itibar eden bir spekülatörler [vurguncular]
grubu ortaya çıkmıştır. Spekülatörlerin ana sermayeleri ve nüfuzları
arttıkça, bazı hisse senetlerinin fiyatlarını yükseltip indirerek
piyasa seyrine etki etme bağlamında mal kazanmaya yönelik güçlerini
daha da arttırırlar. Hisse sahiplerinin, hiçbir kimseden izin
almadan hisselerini almaya ve satmaya hakları olduğu gibi, aynı
şekilde sermayedarların da hiçbir kimseden izin almaksızın veya
bildirmeksizin hisselerini satmaya hakları vardır. Dolayısıyla
şirkete egemen olup sevk ve idare edenlerin hisseleri satmak ve
şirketin işlerinden herhangi bir sorumluluğu reddetme hakları da
vardır. Sermayedarlar ile şirkete tahakküm edenlerin, zararları
açıklamadan önce hisselerini satmak veya kârları açıklamadan önce
hisseler almak gibi alım-satım sırasında şirketin ve piyasanın
şartlarını istismâr edebilirler.
Faize Dayalı Bankacılık Sistemi’ne gelince; bu, Kapitalist ekonomide
belâların başıdır. Çünkü faize dayalı bankacılık sistemi bankaların,
mûdîlerin mevduatlarını ve tasarruflarını, sanki mûdîlere değil de
bankaya aitmişçesine davranmalarını mümkün kılar. Yine banka, her
krediye garantilenmiş faizi elde edebilmek için işlem gören
hisseleri kredilendirmektedir. Bu kredilendirmenin borsa üzerinde
son derece kötü etkileri vardır. Zîra bankalar, piyasanın nabzına
nüfuz etmekle fiyatların seyrini önceden öngörebilir. Şayet
fiyatlarda öngörülen tırmanış ise, alıma yönelik fonların çoğalması
nedeniyle fiyatların katlanmasına yol açan hissedarlara kredi verir.
Böylece işlem hacmi kabarır ve hisse senetlerinin fiyatları gerçek
değerinden daha fazla olur. Ancak herhangi bir sebepten dolayı
fiyatlar gerilerse, bankalar kredi vermeyi durdurur ve fiyatlara
etki etmesi ve daha çok gerilemesi için kredi alanların hisse
senetlerini satmaya başlar. Dolayısıyla fiyatlar daha fazla düşer.
Ardından bankalar iflas gerçekleşinceye dek kredi alanların hisse
senetleri alımını hızlandırır. Buna binaen borsadaki faize dayalı
bankacılık sistemi, tedâvül ile fiyatların genişlemesi ve daralması
arasında rol oynamış olur.
Zorunlu Kâğıt Para [Banknot] Sistemi’ne gelince; Bu sistem, Merkez
Bankası’na ülkede tedâvül etmek üzere banknot şeklinde, aynî değeri
olmadığı (karşılıksız olduğu) halde kânunî açıdan ve hukukun edâsı
için yargı karşısında bağlayıcılığı bulunan para basma hakkı verir.
Bunun manası, Merkez Bankası, devlet politikasını gerçekleştirmek
için gereken kâğıt parayı basma hakkına sahip olmasıdır. Borsada
çöküş yaşandığı zaman, Merkez Bankası, borsada işlem gören hisse
senetlerini kredilendiren bankaların imdadına yetişmek için para
basar. Böylece faize dayalı bankaların açığını kapatmış olur. Merkez
Bankası’nın para basması, nedenini anlamaksızın insanların genelinin
yükleneceği bedeli ağır bir iştir. Çünkü para basmak, paranın
değerinin düşmesine neden olur, tedavüldeki paranın miktarını
arttırır, bundan da fiyatların yükselmesi veya enflasyon meydana
gelir. Nitekim enflasyon, paranın değerinin düşmesi anlamına
gelmektedir. Bundan dolayı kapitalist ekonomi, sürekli olarak
enflasyon ve paranın değerinin düşmesinden yakınır. Bâtıl bir
Akîdeye dayalı olduğundan dolayı Kapitalist ekonominin bozuk
olmasında şaşılacak bir şey yoktur. Allah’ı bırakıp da eksik,
sınırlı ve acîz olan insana yasama hakkı verdiğinden dolayı sapmış
ve saptırmıştır. Allah [Subhânehu ve Te’alâ ] şöyle buyurdu:
Eğer hak, onların hevâlarına uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile
içerisinde bulunanlar ifsâd olurdu. Bilakis, Biz onlara şan ve
şereflerini getirdik. Fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiler.
[el-Mu’minûn 71]
Borsa’daki krizin başlıca ikinci sebebi olan, Kuveyt Hükümeti ve
yöneticilerinin insanların işlerini kötü idâre etmelerine gelince;
Birincisi: Kuveyt Hükümeti, insanların içgüdüleriyle
çelişmesine, ekonomik problemlerini çözmeye uygun olmamasına ve
çürük olmasına rağmen Kapitalist ekonomik sistemi tatbik etmekte
ısrar etmektedir. Aynı şekilde Kapitalist ekonomik sistemin yetkin
olmadığı, Müslümanlardan önce kapitalistlerin dile getirdiği bir
gerçektir. Zîra faize dayalı bankacılık sisteminin, ekonomik
sirkülasyona olumsuz etki yaptığını bizzat kendi ekonomistlerinden
işitmekteyiz. Keza altın kaidesinin kaldırılıp yerine zorunlu
banknota [kâğıt paraya] itimat edilmesinin, enflasyona kötü etki
ettiğini de işitmekteyiz. Yine onların borsaları, tedâvül eden
emtianın hortumlanması için her tür hilenin ve dalaverenin döndüğü
kumarhaneler olarak tanımladıklarını işitmekteyiz. Borsanın vakıası
böyle olmasaydı, devletler yasalaştırmaya, denetim kurulları
oluşturmaya ve mâlî skandallarda soruşturma komisyonları kurmaya
ihtiyaç duyarlar mıydı?
İkincisi: Borsanın bozukluğu, kıllarını bile kıpırdatmayan
yöneticilerin ve hükümetin gözleri ve kulakları önünde insanların
paralarını çalmak için en çirkin bir şekilde istismâr edilmektedir.
Anonim şirketlerin bozukluğu sebebiyle de, paradan para kazanan güç
sahipleri ve sermayedarlar nüfuzlarını, herhangi bir faaliyeti
olmayan, bir şey üretmeyen, sırf insanlara hisselerini satmak,
paralarını çalmak ve piyasada sokulan hayâlî şirketler kurmak için
kullanmaktadırlar. Piyasalarda tescil edilen hayâlî şirketlerin
oranı, 2005 yılı sonu itibarıyla, şirketler toplamının %35’ine
ulaşmıştır. Yine şirketlerin yönetim kurulları, şirketlerinin
hesaplarında sahtekârlık yapmak üzere, şirketlerin muhasebesi
üzerinde yapılan denetimlerin gevşekliğini istismar etmektedirler.
Bunu yaparken ya şirketlerin kârlarını abartılı bir şekilde
açıklarlar ki bu nadiren olur, ya da hisse senetlerinin değerleri
ile oynayarak ve insanları aldatarak işlem gören fonlar üzerinde
tahakküm kuran sermayedarların çıkarlarını doğrultusunda zarar
açıklayarak yaparlar. Nitekim bu durum 2005 yılı sonu itibarıyla bir
skandala dönüşmüştür. Zîra hesaplarında sahtekârlık yapan şirketler,
herhangi bir kâr dağıtmayıp buna da gerekçe olarak şirketin ana
sermayesinin büyümesini gösterdiler. Bir diğer “güler misin ağlar
mısın” denilecek cinsinden bir vakıa da şudur: yatırım fonlarının
çoğunda yarısına ulaşan büyük hisselere ortaklığı olan ve borsadan
kayıtlı şirketlerin çoğuna sahip olan Kamu İktisâdî Teşekkülleri
yoluyla borsadaki asıl vurguncu Hükümetin ta kendisidir. Dolayısıyla
borsadaki ve hisse senedi fiyatlarındaki asıl vurguncu Hükümet
sayılır.
Üçüncüsü: 11 Eylül hâdiselerinden sonra, petrol fiyatlarının
yükselmesinden dolayı emtiada fazlalık görüldüğü ve çoğunun
dışarıdan geri döndüğü sırada, Hükümetin ve yöneticilerin bu bolluğu
gerçek yatırım fırsatına dönüştürmemeleri de aynı şekilde kötü
idâredir. Üstelik bu yatırım fırsatı çok dar kapsamda
değerlendirilmesi, insanların borsaya yönelmesine, ardından
piyasanın patlamasına, sonra da fiyatların çökmesine neden oldu.
Oysa Hükümetin, petrol endüstrisine yönelik tesisler kurması,
üretimi geliştirmek üzere petrol teknolojisi satın alması ve petrolü
çıkarması, arıtması ve üretmesi, böylece gelirin artırılması ve
çeşitlendirilmesi için gerçek bir belkemiği teşkil edecek şekilde
reel ekonomi düzenini oturtmak, sonra da binlerce işsiz ve muhtaç
insana iş fırsatı sunmak üzere petrol ve petrokimya endüstrisini
kurması mümkündü ve hâlen de mümkündür. Lâkin bu emtia, böyle bir
yatırım için kullanılmadı ve hâlen de kullanılmamaktadır. Üstelik
sermayedarlar, kapitallerini artırmak üzere borsaya veya tıkanmış
gayrimenkul piyasasına yönelmekten başka bir çıkış bulamadılar.
Ey Müslümanlar!
Faize dayalı bankacılık sisteminden arındırılmış bir ekonomi
sisteminin Şeriatımızın bir parçası kılınması, Allah’ın bize
lütfudur. Çünkü bu sistem; hem faizi, hem anonim şirketler akdinin
şer’an bâtıl olmasından dolayı borsayı hem de para için altını esas
almamasından dolayı zorunlu banknot [kâğıt para] sistemini haram
kılmaktadır. Yine bu ekonomik sistem; ekonomiyi, servetlerin üretimi
değil servetlerin dağılımı meselesini esas alarak çözmüş, mülk
edinme yollarını belirlemiş, miktar belirtmeden servetin dağılım
keyfiyetini düzenlemiş, fabrikalar, ticâret ve ücretler için muayyen
hükümler koymuştur. Üretim meselesine, ekonomik değil bilimsel bir
mesele olarak bakmıştır. Dolayısıyla bu sistem durgunluktan,
iflastan, enflasyondan ve pahalılıktan arınmıştır. Bunlarında
ötesinde bu ekonomik sistemin, gelişmek için diğer devletlerin
ekonomileri ile ilişki kurmaya da ihtiyacı yoktur. [Hizb-ut
Tahrir neşriyatından olan İslam’da İktisâd Nizâmı [en-Nidâm-ul
İktisâd fi’l İslâm] ve Hilâfet Devleti’nde Maliye [el-Emvâl fî
Devlet-il Hilâfe] kitaplarına bakabilirsiniz.]
Ey Müslümanlar!
Muhakkak ki Kuveyt’in petrol serveti bereketlidir, geliri hayâl
edilmeyecek kadar çoktur ve insanlarının sahip olduğu mallar da bol
miktardadır. Ancak bu servet korunmaya, bu gelirler yatırıma ve bu
mallar ihsân ile gözetilmeye muhtaçtır. Ne var ki vakıa, tamamen
bunun aksini göstermektedir. Çünkü servetimizi Kâfirlerin süngüleri
korumakta, petrol gelirleri Batı’nın ekonomisini canlandırmak üzere
bankalarında yatmakta ve insanların malları da dolandırılmaya,
sahtekârlığa ve yok olmaya terk edilmektedir. Öyleyse Müslümanların
servetlerini Râşidî Hilâfet ordularının himâyesinde
korunmasını, Batı bankalarındaki Müslümanların paralarının Râşidî
Hilâfet himâyesinde çekilmesini ve insanların mallarının
Râşidî Hilâfet himâyesinde ihsân ile gözetilmesini istiyorsanız,
Ey Müslümanlar, o halde sizleri Râşidî Hilâfet Devleti’ni
kurmak için Hizb-ut Tahrir ile beraber çalışmaya çağırıyoruz.
Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmuştur:
Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Rasulü’ne dâvet edildikleri
zaman, mü’minlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleridir.
İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir! [en-Nûr 51]