Onlar
Allah’ın Nûru’nu Ağızlarıyla Söndürmek İstiyorlar. Oysa Kâfirler
Kerih Görse de Allah, Nûrunu Mutlaka Tamamlayacaktır. [es-Saff
8]
Bir Ümmet, Mağrur ve cömert, Allah’ın izniyle, önlerindeki
nurlarıyla, Bir Hakkı yükleniş, Zorbalığın ve Zulmün karanlığını
darmadağın etmeye uğraşan, Bâtılı yok etmek için Hakkı taşıyan,
Velev karanlık taşıyıcıları kerih görseler de!..
Bir yürüyüş! Ümmetlerine sarılmaktan başkasına râzı olmayan bir
şebâbın izlediği, İlerleyen, emin adımlarla, göğüslerini gere gere,
Rablerinin Kelâmını yüceltmeye, O’nun Dînini zafere ulaştırmaya,
Ümmetlerini coşku ile sevk etmeye, Tüm İslâmî Âlem için tek bir
siyâsî projeye, Azametli, sarsıcı, mağrur bir projeye, Âlemlere
Rahmet ve Adâlet bir projeye, Nübüvvet Minhâcı üzere Râşidî
Hilâfet Projesi’ne…
Lübnan arenası, birkaç aydan beri uyanışına tutunma girişimleri ile
kaçınılmaz âkıbeti geciktirme girişimlerine tanıklık etmektedir.
Bunu gören basîret sahibi herkes; Lübnan’ın ve halkının, -İslâmî
Âlem’den ve İslâmî Ümmetlerinden ayrılmaz bir parça olarak- şer’i,
tabiî ve târihî çehresine dönmekte olduğunu görmektedir.
Trablus’da Vesîm Şi’rânî, -Ziyâd Yargıcı’nın kendisi hakkında,
Hizb-ut Tahrir’e üyeliğinin yasal olduğuna karar verip
yargılanmasını reddettiği- Saydâ’da Şerîf el-Hallâk ve Hizb’in
Saydâ’daki Medya Bürosu Temsilcisi Hasen Nehhâs ile halen okulda
öğrenci olan oğlu hakkında arama kararı çıkarıldı. Muhammed
Savân, Rabî’ el-Hamsî, ‘Abdullah Sadaka ve el-Bika’a’daki diğerleri
hakkında da arama kararı çıkartılmasından dolayı dünden bugüne kadar
Devlet, Hizb-ut Tahrir şebâbından takrîben on kişiyi izlemeye
aldı. Bunlara ilaveten bazıları da sivil giyimli olan güvenlik
birimleri, el-Bika’a’daki Hizb-ut Tahrir şebâbından Nâdir
Dennî’nin evini basarak herhangi bir arama izni göstermeksizin arama
yaptılar ve ev sahibini tutuklayıp götürdüler. Aynı ildeki Yâsir
el-Ğandûr’u da tutuklarlarken Ziyâd el-Hamsî’nin evini kuşattılar ve
onu bulamayınca annesini, evin kapısını kırmakla tehdit ettiler.
Orada bulunan bir kişi, anneye yapılan kötü muameleye karşı çıkınca
onu da tutuklamakla tehdit ettiler. Böylece annenin evine girdiler
ve herhangi bir resmî arama belgesi göstermeden evi aradılar!
Soruyoruz: Lübnan Devleti bizzat ifade, düşünce ve görüş beyân etme
hakkını koruduğunu iddia edip sonra da öteki görüşü haydutça
engellemeye ve uğrunda ülkenin servetlerini ve hazinenin mallarını
harcadığı ve halen de harcamaya devam ettiği emniyet birimleri,
düşünce ve görüş sahiplerini, üstelik kurtuluş projesini ve bu
yaralı Ümmet için tek ümit ışığını taşıyanları takip ettirmek üzere
kullanmaya daha ne zamana kadar devam edecek?
Soruyoruz: Şu ana kadar birçok kişi tutuklanmadı mı? Önce tutuklanıp
sonra serbest bırakılmadılar mı? Sadece bu bile, sözde “kurumlar ve
kanun devleti”nde onların suçsuz olduğuna delil değil mi? O halde bu
zulme karşı daha ne zamana kadar sessiz kalınacak?!
Zulme karşı koymada bizimle ahitleşen insaflı güç sahipleri ve
kanaat önderleri nerede? Dâvetin taşınmasını, “kırık bir âsâya”
çevirmeye niçin sessiz kalınıyor?
Dâvet taşıyıcılarına yönelik kötü muameleyi durduruncaya dek,
herkesi sorumluları ciddiyetle muhâsebe etmeye çağırıyoruz. Kaldı ki
bu, onları Kıyâmet Günü’nde hesâba çekilmekten kurtarmayacaktır.
Nebî [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdu:
Zulümden sakının! Muhakkak ki zulüm, Kıyamet Günü’nün
karanlıklarıdır. [Muslim rivâyet etti]
Ve şöyle buyurdu:
Mazlumun bedduasından sakının! Çünkü onunla Allah arasında perde
yoktur. [Muttefekun Aleyh, el-Buhârî ile Muslîm’in ortak
rivâyeti]
Şüphesiz ki bu Aydınlık Yürüyüş; azîm hedefine, yani dünyayı Zulüm,
Elem ve Hüzün ile dolduran şu kapkara Batılı Hadârat’ın târihini,
dünyayı Nûr, Adâlet ve Rahmet ile doldurmuş ve yeniden dolduracak
olan İslam’ın Hadâratı ile değiştirecek Nübüvvet Minhâcı üzere
Râşidî Hilâfet’e ulaşıncaya dek sürecektir.
Şüphesiz bu, Allah’a hiç de zor değildir. [İbrâhîm 20]