Hizb-ut Tahrir'in İslam Ümmeti’ne ve özellikle güç ehline yaptığı
nidanın akabinde, Ürdün’deki yönetimin Hizb-ut Tahrir gençlerine
yönelik geniş çaplı tutuklama kampanyası, Hizb-ut Tahrir gençlerinin
kuvvetini arttırmaktan başka bir şey yapmamıştır. Zira bu onları,
bir karınca boyu kadar bile etkilememiştir. Bilakis tutuklanan
gençlerin her birinin tavrı kahramancaydı; Rabbinin vaadine, hükmüne
ve hikmetine sapa sağlam inanan bir müminin izzeti, başı dikliliği
ve gücünün sergilendiği bir tavır. Zira bu babayiğit kişiler,
bizlere ataları olan sahabelerin ve tabiinlerin hayatlarını
hatırlattı. Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’dan bu kişileri ve
kardeşlerini tağutların hapishanelerinden kurtarmasını ve nusreti
ile bizleri izzetlendirmesini temenni ediyoruz. Şüphesiz O Allah,
işiten ve dualara icabet edendir. Her ne kadar diğer gençlerin
tavırları, bu tavırdan aşağı değilse de, burada İslam Ümmeti’ne
örnek olması için bir gencin tavrını sunuyoruz.
İşte bu metin; Kerek mahallesinden, Mute Üniversitesinde okuyan,
İslami akide ve fikir konusunda ihtisas yapan Hizb-ut Tahrir
gençlerinden Salim Bahiyt Abdullah El-Ceradat’ın, Ürdün Devlet
Güvenlik Mahkemesine yaptığı savunmasıdır:

Şöyle diyen; “Allah’a döndürüleceğiniz o günden korkunuz. Daha sonra
herkese yaptığının karşılığı verilecek ve o gün kimseye haksızlık
edilmeyecektir.”[Bakara281] Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’ya hamd
olsun. Yine şöyle diyen “İnsanların korkusu, kişiyi bildiği halde
hakkı söylemesine engel olmasın. Zira hakkı söylemesi ne ecelini
geciktirir ne de rızkını keser.” Nebi [SallAllahu ‘Aleyhi ve
Sellem]’e salat ve selam olsun. Ey Allah’ım sahabeden, tabiinden ve
din gününe kadar iyilikle bunlara tabi olanlardan razı ol.
Saygı değer(!!) mahkemeniz bizi yasal olmayan “Hizb-ut Tahrir”
örgütüne üye olmak suçlaması ile itham etmiştir. Hizb-ut Tahrir,
-sizlerin de bildiği gibi- ideolojisi İslam olan ve İslami hayatı
oluşturmak ve ortaya çıkarmak için evrensel şekilde çalışan siyasi
bir partidir. Bu da geçen asrın başlarında sömürgeci kafirlerin
yıkmış olduğu İslami Hilafeti tekrar ortaya çıkarmak ile mümkündür.
İnsanları kula kulluktan, kulların Rabbine kulluğa çıkarmak
gayesinden dolayı bunun için çalışıyoruz.
Bizlerin suçlu mu, yoksa değil mi şeklindeki sorunuzun cevabına
gelince: -Allah’a dayanarak- şöyle deriz; şüphesiz suçlu, şeran
yasak olan bir şeyi işleyerek Allah [Subhânehu ve Te’alâ] ‘nın
kızmasını hak eden kimsedir. Tıpkı insanlar arasında Allah’ın
indirmedikleri ile hükmetmek veya mutlak olarak Allah’ın varlığını
inkar eden Ürdün Kominizim Partisine üye olmak gibi. Maalesef bu
parti Haşimilerin devletinde serbesttir ve her türlü kolaylıkla
faaliyetlerini yürütmektedir. Bu bizim dinimizde suç olarak hatta
büyük suç olarak kabul edilir. O halde hangisi suçtur? “Onlar ateşe
karşı ne kadar dayanıklıdırlar!”[Bakara 175]
Bizlere gelince; şüphesiz bizleri Hizb-ut Tahrir’e üye olmakla
şereflendirdiği için Allah [Subhânehu ve Te’alâ] ‘ya şükürler olsun.
Muhakkak ki ben Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın şu emrine itaat
ederek “Sizden marufu emreden ve münkerden nehy eden bir cemaat
bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” [Ali İmran 104] ve
Rabbimiz [Subhânehu ve Te’alâ]’nın şu çağrısına icabet ederek “Ey
iman edenler, Allah ve Resulü sizi, sizlere hayat verene
çağırdığında icabet ediniz.” [Enfal 24] kurulmuş olan bu hizbe üye
olmakla gurur ve şeref duyuyorum.
Bundan dolayı ben “Hizb-ut Tahrir”i –sizlerin iddia ettiği gibi- bir
suç değil, Allah’ın boynuma takmış olduğu bir şeref olarak kabul
ediyorum. Buna binaen doğrusu ben, arzın doğusu ve batısındaki bu
ümmetin evlatlarından oluşan, bu mümin muhlise guruba üyeliğimle
gurur duyuyorum. Bir yönden böyle. Diğer yönden ise; bana
yönelttiğiniz “Mahkemenin adaletinden ne istiyorsun?!!” sorunuza
karşılığım, mahkeme salonunun girişine asmış olduğunuz Kur’an
ayetine itaat etmenizdir. Bu ayet sizin de gördüğünüz gibi şöyledir:
“İnsanlar arasında hükmettiğiniz de adaletle hükmedin”[Nisa 55] Ey
hakimler hangi adalet, Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın kitabına ve
nebisinin sünnetine göre yargılanmaktan daha güzeldir. Allah,
kitabında şöyle demektedir: “Cahiliyye hükmünü mü istiyorsunuz.
Halbuki akleden bir toplum için Allah’ın hükmünden daha güzel bir
hüküm mü vardır?”[Maide 50] Yine O Allah, kendi şeriatına göre
yargılamayan herkesi imansızlıkla tehdit etmektedir: Rabbine and
olsun ki, onlar aralarında çıkan ihtilafta seni hakem kılmadıkça
sonra da senin verdiğin hükme içlerinden bir sıkıntı duymaksızın
teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”[Nisa 65]
O Halde Ey Hakimler!
Şüphesiz ben, beni serbest bırakmanız için hakkımda hüküm vermenizi
istemiyorum. Velakin kendiniz için hükmediniz. Ya cennete girecek
hakimlerden olmayı seçiniz yada cehenneme girecek olan hakimlerden
olmayı seçiniz. Çünkü hakimler, Nebi [SallAllahu ‘Aleyhi ve
Sellem]’in dediği gibi üçtür. Onlardan biri cennettedir. Bu kişi,
insanlar arasında Allah’ın şeriatı ile hükmeden hakimdir. Diğer
ikisi ise cehennemdedir. Çünkü bu ikisi, insanlar arasında Allah
[Subhânehu ve Te’alâ]’nın şeriatı ile hükmetmezler. Bu birinci
yöndendi. İkinci yönden ise; Kendisine zulmetmeyi haram kılan ve
insanlar arasında da zulmü yasaklayan Allah [Subhânehu ve
Te’alâ]’nın adaleti ile hükmetmenizi istiyorum.
Ey Hakimler Son Olarak
Ey Allah’ım şayet haklı olarak hapsedilmişsem hakkın hükmünden
razıyım. Şayet haksız olarak hapsedilmişsem, batılın eteğine
yapışmaktansa tekbir getirmeyi yeğlerim.
“Sizlere söylediklerimi unutmayınız ve halimi, kullarını gören
Allah’a havale ediyorum.”[Gafir 44]
Allah’ın selamı ve rahmeti sizlerin üzerine olsun.