Allahu Ekber - Allahu Ekber - Allahu Ekber
Mübârek ‘Iyd-ul Fıtr’ın [Ramazan Bayramı’nın] başlaması
münâsebetiyle Hizb-ut Tahrir / Fas, İslâmî Ümmet’e bayramının
mübârek olması için tebriklerini sunar ve Allah [‘Azze ve
Celle]’den oruçlarını ve gece namazlarını kabul buyurmasını,
bayramlarını Hayır, Nusret, Fetih ve Temkin bayramı kılmasını niyâz
eder.
Ey Müslümanlar!
Size bu tebrikimizi sunarken, Allah’ın şiarlarını ta’zimden dolayı
bayram sevincinizi paylaşırken, bayramımızın hazîn olduğunu
haykırmadan geçemeyiz! Zîra siz bu bayramda Allah’a, Rasulü’ne ve
mü’minlere bağlılığınızı, Allahu Ekber - Allahu Ekber - Allahu
Ekber tekbirleriyle yüksek sesle haykırırken, halen Allah’ın
hükümlerinin iptal edilmiş, Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve
Sellem]’in râyesinin alaşağı edilmiş ve Müslümanların beldeleri elli
küsür parçaya parçalanmış, Kudüs halen Yahudilerin ellerinde kalmış
ve birçok yerde Müslümanların kanları ve ırzları heder edilmiş
durumdadır!
Aynı zamanda sizler bayram tekbirlerini yükseltirken,
yöneticileriniz halen size yabancı, sizin değil de düşmanlarınızın
çıkarlarına hizmetçi bir haldedir. Yahudi heyetlerin Fas’a yönelik
resmî ve ğayri-resmî ziyâretleri halen devam etmekte, ticârî
ilişkiler varlığını sürdürmektedir. Her ne zaman yöneticileriniz
sizi aldatsalar, Yahudiler bunu ifşâ etmekten çekinmemektedirler.
Nitekim Yahudi bakan Silvan Şalom Fransız TV5 kanalına verdiği
demeçte Fas’ın, Yahudi devleti ile güçlü ilişkileri olan
devletlerden biri olduğunu açıklamıştır. Yine Fas Yönetimi, insanî
yardım adı altında Amerika’daki Katrina kasırgasının mağdurları için
yarım milyon dolar göndermiştir. Fakat hakîkat bu değildir. Bilakis
Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın beyân ettiği gibidir:
Kalplerinde hastalık bulunanların, “Bize bir felâketin isâbet
etmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasına koşuştuklarını
görürsün. [el-Mâ’ide 52]
Değilse, el-Hasîme Depremi’nin mağdurları olan Temâsinit halkı, -iki
yıldır açıkta kaldıkları halde- neden aynı muâmeleyi görmedi? Neden
Doğu halkı açlığa ve fakirliğe terk edildiler de Cezayir’e göç etmek
zorunda kaldılar? Güney’de mahrum edilen su, yeşil kalsın diye
Kraliyetin golf sahasını sulamada kullanılırken Zakura ve Rizâzat
sakinleri neden susuzluğa terk edildiler? Kendilerini vuran deprem
nedeniyle 8 Ekim’den beri soğuk, açlık ve hastalıktan dolayı ölümle
karşı karşıya kalan Pakistan halkına neden aynı cömertliği
göstermediler?
Yine sizin bayram kutlamalarında olduğunuz bir esnâda Fas Hükümeti,
tüketim ürünlerinin fiyatlarını artıracak şekilde katma değer
vergilerinden %7 oranında olanları %10’a ve %14 oranında olanları da
%19’a çıkarmaya hazırlanmaktadır. Keşke sizden haksızlıkla
topladıkları bu paralar, sizin hayrınıza harcanıyor olsaydı! Velâkin
eğlencelerde, kutlamalarda ve Âlemlerin Rabbi’ni öfkelendirecek
yerlerde har vurup harman savrulmaktadır. Kezâ Hükümet, kumar
salonları ve gece klüpleri alanında uzmanlaşmış dünyaca ünlü bir
Güney Afrika şirketi olan Krizner tarafından yapımı üstlenilen
el-Cedîde bölgesindeki Mezeklan Projesi için 82 milyon
dirhemlik altyapı bedelini ödemeye söz vermiş, ed-Dâr-ul Beydâ
Festivali’nin mâliyeti 15 milyon dirheme ve A futbol takımının
ödeneği de son üç yılda 118 milyon dirhem ulaşmış durumdadır.
Diğer taraftan eğitimli ve eğitimsiz gençler, ülkenin servetlerinden
ve iş yapmaktan mahrum bırakılmış ve iki seçenekten birini, ya
haysiyetlerini ayaklar altına alıp Rabat’taki Krâliyet Sarayı’na
birkaç metre mesâfede bulunan Meclis’in karşısında
milletvekillerinin gözü önünde dayak yemeyi ya da zulmün ve
mahrumiyetin son bulması ümidiyle kendilerini Akdeniz’e atmayı,
tercih etmeye mecbur bırakılmışlardır.
Ey Müslümanlar!
Dikkatlerinizi odaklayıp size, Fas’ın parçalanmaya mâruz kaldığı bu
şâhit olunan günde tavsiyelerde bulunmakta, bir gün İslâmî Ümmetin
bedeninde yeni bir yara açacak şekilde Fas’ın artık yokluğu ile
sabahlamamanız için sizi uyarmaktayız.
Fırkacılığı pekiştiren, vâlileri hedef alan ve fırkacı yönetimler
kurmaya yönelik bazı partilerin talebiyle gündeme gelen son
düzenlemelerden sonra Fas, Sahra’ya geniş bir otonomi vermeye hazır
olduğunu duyurdu. Bu duyurudan sonra parçalanma emâreleri görünmeye
başladı. Emâziri Demokratik Partisi, fırkacı yönetim
talebinde bulundu ve bazı sivil toplum kuruluşları da federalizm
çağrısında bulundular. Kimileri de kırsal bölgeleri canlandırmak
üzere halkın acıklı durumunu istismar etmek istedi. Gerçek şu ki
Sahra’ya geniş bir otonomi verilmesinin duyurulması, dipsiz kuyuya
düşüşün başlangıcı olmuştur. Artık otonomi istemeyen hiçbir halk
kalmayacaktır. Öyleyse Ey Fas halkı, ülkenizin parçalanmasına karşı
aman ha aman uyanık olun!
Ey Müslümanlar!
İşte bayram günü hâliniz böyledir! Bu hâlinizin sebebi, Fas’ın
Allah’ın hidâyetinden uzak olarak benimsediği politikalardır.
Nitekim Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmaktadır:
Her kim de Benim Zikrimden [Dînimden] yüz çevirirse, şüphesiz onun
sıkıntılı bir hayatı olacaktır. [Tâ-Hê 124]
İhsân ile muâmele etmeyen zâlim bir yönetimden ne bekliyorsunuz?
Faize ve vergilere dayalı bir ekonomi politikasından ne
bekliyorsunuz? İslâmî dersleri müfredattan çıkarmayı, eğitim
sorununun çözümü olarak gören bir eğitim politikasından ne
bekliyorsunuz? Sadece cinsellik ve eşcinsellik gelirleri uğruna
konulmuş bir turizm politikasından ne bekliyorsunuz? Yahudileri ve
Sömürgeci Kâfirleri desteklemeye dayalı bir dış politikadan ne
bekliyorsunuz? Meclisteki milletvekillerinden, bakanlardan,
bürokratlardan, resmî devlet görevlilerinden… bu ülkede
sorumluluklarını emânet olarak değil de musluğun başı olarak gören
her kim varsa onlardan ne bekliyorsunuz?
Ey Müslümanlar!
İçinde bulunduğunuz durumdan tek kurtuluşunuz, yalnızca Allah’ın
Kitâbı ile Rasulü [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in Sünneti’ne
yapışmak ve onları Nübüvvet Minhâcı üzere İkinci Râşidî Hilâfet
Devleti’ni kurarak uygulama konumuna getirmektir.
Haberiniz olsun ki Hilâfet bir hayâl, bir rüyâ veya bir masal
değildir, bilakis Allah ve Rasulü’nün kesin emridir. Nitekim
Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:
…Her kim boynunda bey’at (halkası) olmadan ölürse, câhiliyye ölümü
ile ölmüş olur.
İşte bu, Allah’ın vaadidir:
Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden
öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde
Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde
hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini
vaâdetti. [en-Nûr 55]
Ve Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in müjdesidir:
…Sonra da Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır.
Ve seçkin bir partinin, Hizb-ut Tahrir’in hedefidir. O ki
Hilâfet’i ikâme etmek üzere gecesini gündüzüne katmaktadır. Nitekim
Hizbin Türkiye’deki gençleri, Hicrî 28 Raceb 1426, Mîlâdî 02 Eylül
2005 Cuma günü, İslam’ın son başkenti olan İstanbul’dan Hizbin
çağrısını haykırarak Küfrün örtüsünü parçalamış, orayı râyelerin en
izzetlisi olan Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in râyeleri
ile süslemeye hazır olduklarının müjdesini vermişlerdir.
Vakit bu vakittir, Ey Fas Halkı! Vakit bu vakittir, Ey
Silahlı Kuvvetlerimizin Evlatları! Haydi, İslam topraklarındaki
kardeşleriniz ile yarışın ve kendi elleriniz ile kendi izzetinizi
inşâ etmek, bayramlarınıza sevinç getirmek ve Ümmetinizi Hilâfet
Devleti ile birleştirmek üzere Hizb-ut Tahrir ile
birlikte çalışın! Umulur ki onu kurmanın fazîletine erişirsiniz.
Zîra şimdi, vakit onun vaktidir. Kesinlikle biliniz ki Allah’ın
Nusreti gelmektedir ve âkıbet muttakîlerindir.