“29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” Bayram Değildir!
29 Ekim 1923’de Kâfir İngilizlerin yerli işbirlikçileri tarafından
Cumhuriyet îlân edilerek Osmanlı Hilâfet Devleti yıkıldı. Ardından
yine aynı tâife tarafından Müslümanların kalkanı ve kâfirlerin
boğazındaki keskin kılıcı Hilâfet halledildi. Ardından Küfrün okları
Ümmetin her zerresine yağmaya başladı. Ara vermeksizin 82 yıldır da
yağmaya devam etti.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 29 Ekim günü Cumhuriyet
çığırtkanlığına ve İslam düşmanlığına dönüştü. Laik tâife bu günü
fırsat bilerek kalbinin derinlerinde saklamaya pek de uğraşmadığı ve
hiçbir zaman dilinden düşürmediği İslam düşmanlığını çirkin sözlerle
dile getirerek arttırdı. Meselâ Cumhuriyet Halk Partisi lideri Deniz
Baykal şöyle diyordu: “29 Ekim’de denilmiştir ki Türkiye’de
egemenlik ne Saltanatta ne de Hilâfet’tedir. Türkiye’de egemenlik, [haşa!]
gökyüzünde değildir, yeryüzündedir. Saltanat, Hilâfet yok! Milletin
egemenliği var, egemen olan millettir.”
Bütün bunları da Müslüman Türkiye halkının gözlerinin içine bakarak
yaptılar. Gerçekte ise Cumhuriyet’in îlânı hiçbir zaman kutlanacak
bir bayram değildir. Çünkü Cumhuriyet, Ümmetin boynundaki zillet
halkasının ismi ve “halkın egemenliği” yalanını, Allah Subhânehu’nun
egemenliğinin üstünde gören sevimsiz, necis kokulu bir küfür
projesidir. Oysa Müslümanlar için ancak iki bayram vardır: Mübarek
Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı. Müslümanların bundan başka
bayramları yoktur. Dolayısıyla Cumhuriyet Bayramı, cahiliyye
bayramıdır ve Müslümanların onu kutlaması haramdır. Medine’ye
vardığında orada iki günün bayram olarak kutlandığını gören
Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştu:
Allah bunları sizin için daha hayırlı olanlar ile
değiştirdi: (Bunlar) Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı'dır.
Cumhuriyet’in îlânını kutlamak laik taifenin ve onların
efendilerinin istediğini yerine getirmektir. Biz Müslümanların
yapması gereken ise, Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in
“Sonra da Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet
olacaktır” müjdesini gerçekleştirmek için çalışmak ve
bu hayırda öncülerden olmak için yarışmaktır. Tıpkı Fatih Sultan
Muhammed’in “Onu fetheden komutan ne güzel bir
komutandır ve Onu fetheden ordu ne güzel bir ordudur”
buyuran Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in müjdesine nail
olabilmek için çalıştığı gibi! Çünkü biz laik (dinsiz) değiliz.
Andolsun ki bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında
çeşitli şekillerde anlatmışızdır. Ama insanların çoğu ille nankörlük
edip diretmiştir. [el-Furkân 50]