İslâmi yönetim sistemi Raşidi Hilafet, yeryüzündeki
diğer tüm yönetim sistemlerinden; üzerine kurulduğu esaslar
açısından, işlerin yürütülmesi sırasında benimsediği fikir, mefhum,
ölçü ve hükümler açısından, uyguladığı anayasa, kanunlar açısından
ve devlet yapısı açısından belirgin farklılıklar taşır.
İslâm’da yönetim sistemi kesinlikle cumhuriyet değildir. Zira
cumhuriyet düzeninde sistem, egemenliğin halka ait olduğu demokrasi
fikri üzerine kurulmuştur. Buna göre, halkın bizzat kendisi yasama
ve yönetim hakkının sahibidir. Halk, yöneticiyi seçme, azletme,
anayasa ve kanun yapma veya mevcut anayasa ve kanunları değiştirip
kaldırma hakkına sahiptir. Halbuki İslâmi yönetim sisteminde İslâm
akidesi ve şer’î hükümler sistemin temelini oluştururlar. Bu nedenle
İslâmi yönetim sisteminde egemenlik halkın değil, şeriatındır. Ümmet
ve Halife, yasama (kanun koyma) hakkına sahip değildir. Şeriat
(kanun) koyan Allahu Teâla’dır. Halife'nin görevi ise ancak ve ancak
Allah'ın Kitabı'ndan ve Rasulü'nün sünnetinden anayasa ve kanunlar
için hüküm benimsemekten ibarettir. İslâmi yönetim sisteminde ümmet
Halifeyi istediği zaman keyfi olarak azletme hakkına sahip değildir.
Halifenin azlinin şartlarını koyan ve azleden şeriatın bizzat
kendisidir. Ümmet ancak Halifeyi seçme hakkına sahiptir. Zira, İslâm
yönetim ve yönetme yetkisini ümmete vermiştir.
Cumhuriyet sisteminde iki çeşit temsil vardır. Birinci çeşit
başkanlık sistemi ile temsil edilir. Bu yönetim şeklinde devlet
başkanlığı ve başbakanlık yetkileri tek elde, cumhurbaşkanında
toplanır, ayrıca bir başbakan bulunmaz. Tıpkı bugün Amerika Birleşik
Devletleri'nde olduğu gibi yönetim işi için cumhurbaşkanına bağlı
bakanlar bulunur. Cumhuriyet düzeni, parlamenter sistemle de temsil
edilebilir. Bu tarz cumhuriyetlerde ise bir cumhurbaşkanı ve
bakanlar kurulunu yöneten bir başbakan bulunur. Yönetim yetkisi
başbakan ve bakanlar kurulundadır. Cumhurbaşkanının bu noktada bir
yetkisi yoktur. Bugün Türkiye’de ve Almanya'da uygulandığı gibi.
Hilafet sisteminde ise bakanlık kurumu yoktur. Yani Halifenin
yanında, kendilerine ait bazı uzmanlık alanları ve yetkilerin
devredildiği demokratik anlamdaki bakanlıklar söz konusu değildir.
Hilafet sisteminde Halifenin yardımcıları vardır. Bunlar, Hilafet
işlerinin ve sorumluluklarının yerine getirilmesinde Halifeye
yardımcı olan vezirlerdir. Bunlar, "Tefviz vezirleri" ve "Tenfiz
vezirleri" olmak üzere iki grup yardımcıdan oluşurlar. Halife
yardımcıları ile ilişkilerini başbakan yada yürütme organının başı
sıfatıyla değil, bizzat devlet başkanı sıfatı ile yürütür. Zira
Halifenin yanında kendilerine yetki devredilmiş bakanlar kurulu adı
altında bir yönetim organı söz konusu değildir. Tüm yetkiler
Halifenin elindedir. Yardımcılar, şeriat çerçevesinde Halifeye
verilen yetkilerin uygulanmasında yardımcı olurlar.
Cumhuriyet sistemi, ister başkanlık sistemi, ister parlamenter
sistem şeklinde uygulansın cumhurbaşkanı halk ve halkın temsilcileri
karşısında sorumludur. Dolayısı ile, her iki durumda da halk ve
temsilcilerinin cumhurbaşkanını görevden alma yetkisi vardır. Zira,
cumhuriyet sisteminde egemenlik bizzat halkın kendisine aittir. Bu
durum ise müminlerin Hilafet sisteminden oldukça farklıdır. Her ne
kadar Emirü'l mü'minin, ümmet ve onun temsilcileri önünde sorumlu
olsa ve onlar tarafından muhasebe edilse de ümmet ve temsilcilerinin
Halifeyi azletme yetkisi yoktur. Halife, ancak görevden alınmasını
gerektiren şeriata ters bir durum karşısında "Mezalim Mahkemesi"nin
kararıyla azledilebilir.
Cumhuriyet sisteminde ister başkanlık, ister parlamenter demokrasi
şeklinde tezahür etsin başkanlık görevi belli bir süre ile
sınırlıdır ve bu süre aşılamaz. Halbuki Hilafet sisteminde Halife
için belli bir süre tahdit edilmez. Halife şeriatı uyguladığı sürece
yönetici vasfına sahiptir. Yani, Halife yönetim işinde Allah'ın
Kitabı ve Rasulullah'ın sünnetinden benimsediği hükümleri uyguladığı
sürece -ki bu süre ne kadar uzun olursa olsun- Halifelik vasfına
sahiptir. Ne zaman ki Halife şeriata karşı tavır alır, İslâm’ın
hükümlerini uygulamaktan uzak düşerse Halifelik vasfı sona erer.
Şeriata karşı tavrı söz konusu olduğu an, ister bir günlük Halife
olsun isterse bir yıllık Halife olsun fark etmez, hemen azli
gerekir.
Buraya kadar anlatılanlarla Hilafet sistemi ile Cumhuriyet sistemi
arasındaki farkı ve Cumhuriyet sistemindeki cumhurbaşkanı ile İslami
yönetim sistemindeki Halife arasındaki farkı açıkça ortaya
konulmuştur. Bu nedenle "İslâm nizamı, cumhuriyet nizamıdır" veya
"İslâm cumhuriyeti" demek asla caiz değildir. Zira, gerek yönetim
şekilleri gerekse öz itibari ile söz konusu farklılıklardan ve
üzerine bina edildikleri fikri esaslar bakımından iki sistem
arasında çok büyük zıtlıklar vardır. Allahu Teâla şöyle
buyurmaktadır: Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile
hükmet. Haktan sana gelenden sapıp da onların hevalarına uyma.
[Maide 48] "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte
onlar kafirlerdir. [Maide 44] Rabbine andolsun ki,
aralarında çıkan ihtilaflarda seni hakem kılmadıkça, sonra senin
verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan ona tam
teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. [Nisa
65]
Ey Müslümanlar!
Müslümanların bir Halife ikame etmek için çalışmaması, bu hususta
gayret göstermeyip yerinde oturması en büyük günahlardan birisidir.
Zira bu farzdan geri kalmak, İslâm’ın en önemli farzlarından geri
kalmak anlamına gelir. İslam hükümlerinin uygulanabilmesi ancak bu
farzın yerine gelmesi ile mümkündür. Hayatta İslâm’ın mevcudiyeti
ancak bu farzın yerine getirilmesiyle mümkündür. Bu öneme binaen
Müslümanların kendileri için bir Halife ikame etmekten geri
kalmaları ve bu uğurda çalışmamaları hepsini günahkâr kılar.
Dünyanın hangi coğrafyasında yaşıyor olursa olsunlar bu farz için
çalışmayıp geri kalmakta birleşirlerse Müslüman olan herkes fert
fert günahkâr olur.
Eğer Müslümanların bir kısmı Halifenin ikamesi ve İslâm’ın
hükümlerinin tatbiki için çalışır diğer kısmı çalışmazsa günah
sadece çalışanlar üzerinden kalkar çalışmayanlardan düşmez. Bu
farziyet, Halife ikame edilesiye kadar herkes üzerinde bâkidir.
Farzın yerine gelmesi için çalışmak sadece vaktinde
uygulanmamasından yada farzı işlememekten doğacak günahı kaldırır.
İslâm’ı hakim kılmaya çalışanlar, karşılarındaki kahredici ve
engelleyici sebeplerden dolayı bunu başaramamaktadırlar. Ancak
diğerleri yardımcı olsaydı bu sebepler ortadan kalkabilecekti. Farzı
yerine getirmeye çalışmayanlar, Halifenin ölüm veya bir başka
nedenle gitmesinden üç gün sonrasından Halifenin seçildiği güne
kadar doğacak günahtan mesul olurlar. Zira Allahu Teâla kendilerine
İslâm’ı hakim kılmayı farz kıldığı halde onlar üzerlerine düşenleri
yapmadılar. Bu sebeple bu kişiler Allah'ın azabına müstahak
oldukları gibi dünya ve ahirette de rezil ve zelil olmaya
müstahaktırlar. Bu günaha muhatap olmalarının sebebi bu farza karşı
ilgisiz tutumlarıdır. Açıktır ki Allah'ın kendine farz kıldığı bir
farzı terk etmek Müslümanı azaba muhatap kılar. Kaldı ki bu farz bir
Halifenin atanması, İslâm’ın en önemli farzlarından birisidir. Çünkü
diğer bir çok farzın uygulanabilmesinin temel şartı bu farzdır. Bu
farz gerçekleştiğinde dinin hükümleri tam olarak uygulanır ve
İslâm’ın şanı yükselir. Allah'ın Kelimesi İslâm beldelerinde ve
dünyanın sair bölgelerinde yücelir.
Binaen aleyh yeryüzü Hilâfet’ten mahrum olunca Allah'ın Müslümanlara
farz kıldığı dinin hakim kılınması ve bunun için bir Halifenin
seçilmesi doğrultusunda çalışmaktan geri durulmasının hiçbir özür ve
mazereti olamaz. Yeryüzünde Allah'ın koyduğu sınırları korumak için
cezaları uygulayan, dinin hükümlerini yerine getiren ve "La ilahe
illallah Muhammedun Rasulullah" sancağı altında Müslümanları
birleştiren bir otorite olmayınca, yeniden Hilâfet’i kurmak ve
Halifeyi seçmek için geri kalmalarının hiç bir mazereti olmaz. Bu
farzın yerine getirilmemesi noktasında İslâm’ın ortaya koyduğu hiç
bir ruhsat da yoktur.
Ey Türkiye Müslümanları!
Bizler, Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilâyeti olarak
sizi, İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurarak
İslâmî Hayatı yeniden başlatmak ve beşerî sistemler ile bu kukla
varlıkları kökünden yok etmek üzere bizimle birlikte çalışmaya dâvet
ediyoruz ki Müslümanların beldeleri tek bir bayrak, tek bir Halife
tek bir ordu altında birleşsin.
Ey îman edenler! Allah ve Rasulü sizi, size hayat verecek
şeye dâvet ettikleri zaman icâbet edin! [el-Enfâl 24]