Hizb-ut Tahrir.org Hizb-ut Tahrir.info Al-Ummah.org
Türkiye Vilâyeti

İslam'daki Yönetim Sistemi Sadece Hilafet Sistemidir,

Cumhuriyet Sistemi İse Ancak Küfür ve İrtica Sistemidir


 

İslâmi yönetim sistemi Raşidi Hilafet, yeryüzündeki diğer tüm yönetim sistemlerinden; üzerine kurulduğu esaslar açısından, işlerin yürütülmesi sırasında benimsediği fikir, mefhum, ölçü ve hükümler açısından, uyguladığı anayasa, kanunlar açısından ve devlet yapısı açısından belirgin farklılıklar taşır.

İslâm’da yönetim sistemi kesinlikle cumhuriyet değildir. Zira cumhuriyet düzeninde sistem, egemenliğin halka ait olduğu demokrasi fikri üzerine kurulmuştur. Buna göre, halkın bizzat kendisi yasama ve yönetim hakkının sahibidir. Halk, yöneticiyi seçme, azletme, anayasa ve kanun yapma veya mevcut anayasa ve kanunları değiştirip kaldırma hakkına sahiptir. Halbuki İslâmi yönetim sisteminde İslâm akidesi ve şer’î hükümler sistemin temelini oluştururlar. Bu nedenle İslâmi yönetim sisteminde egemenlik halkın değil, şeriatındır. Ümmet ve Halife, yasama (kanun koyma) hakkına sahip değildir. Şeriat (kanun) koyan Allahu Teâla’dır. Halife'nin görevi ise ancak ve ancak Allah'ın Kitabı'ndan ve Rasulü'nün sünnetinden anayasa ve kanunlar için hüküm benimsemekten ibarettir. İslâmi yönetim sisteminde ümmet Halifeyi istediği zaman keyfi olarak azletme hakkına sahip değildir. Halifenin azlinin şartlarını koyan ve azleden şeriatın bizzat kendisidir. Ümmet ancak Halifeyi seçme hakkına sahiptir. Zira, İslâm yönetim ve yönetme yetkisini ümmete vermiştir.

Cumhuriyet sisteminde iki çeşit temsil vardır. Birinci çeşit başkanlık sistemi ile temsil edilir. Bu yönetim şeklinde devlet başkanlığı ve başbakanlık yetkileri tek elde, cumhurbaşkanında toplanır, ayrıca bir başbakan bulunmaz. Tıpkı bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğu gibi yönetim işi için cumhurbaşkanına bağlı bakanlar bulunur. Cumhuriyet düzeni, parlamenter sistemle de temsil edilebilir. Bu tarz cumhuriyetlerde ise bir cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulunu yöneten bir başbakan bulunur. Yönetim yetkisi başbakan ve bakanlar kurulundadır. Cumhurbaşkanının bu noktada bir yetkisi yoktur. Bugün Türkiye’de ve Almanya'da uygulandığı gibi.

Hilafet sisteminde ise bakanlık kurumu yoktur. Yani Halifenin yanında, kendilerine ait bazı uzmanlık alanları ve yetkilerin devredildiği demokratik anlamdaki bakanlıklar söz konusu değildir. Hilafet sisteminde Halifenin yardımcıları vardır. Bunlar, Hilafet işlerinin ve sorumluluklarının yerine getirilmesinde Halifeye yardımcı olan vezirlerdir. Bunlar, "Tefviz vezirleri" ve "Tenfiz vezirleri" olmak üzere iki grup yardımcıdan oluşurlar. Halife yardımcıları ile ilişkilerini başbakan yada yürütme organının başı sıfatıyla değil, bizzat devlet başkanı sıfatı ile yürütür. Zira Halifenin yanında kendilerine yetki devredilmiş bakanlar kurulu adı altında bir yönetim organı söz konusu değildir. Tüm yetkiler Halifenin elindedir. Yardımcılar, şeriat çerçevesinde Halifeye verilen yetkilerin uygulanmasında yardımcı olurlar.

Cumhuriyet sistemi, ister başkanlık sistemi, ister parlamenter sistem şeklinde uygulansın cumhurbaşkanı halk ve halkın temsilcileri karşısında sorumludur. Dolayısı ile, her iki durumda da halk ve temsilcilerinin cumhurbaşkanını görevden alma yetkisi vardır. Zira, cumhuriyet sisteminde egemenlik bizzat halkın kendisine aittir. Bu durum ise müminlerin Hilafet sisteminden oldukça farklıdır. Her ne kadar Emirü'l mü'minin, ümmet ve onun temsilcileri önünde sorumlu olsa ve onlar tarafından muhasebe edilse de ümmet ve temsilcilerinin Halifeyi azletme yetkisi yoktur. Halife, ancak görevden alınmasını gerektiren şeriata  ters bir durum karşısında "Mezalim Mahkemesi"nin kararıyla azledilebilir.

Cumhuriyet sisteminde ister başkanlık, ister parlamenter demokrasi şeklinde tezahür etsin başkanlık görevi belli bir süre ile sınırlıdır ve bu süre aşılamaz. Halbuki Hilafet sisteminde Halife için belli bir süre tahdit edilmez. Halife şeriatı uyguladığı sürece yönetici vasfına sahiptir. Yani, Halife yönetim işinde Allah'ın Kitabı ve Rasulullah'ın sünnetinden benimsediği hükümleri uyguladığı sürece -ki bu süre ne kadar uzun olursa olsun- Halifelik vasfına sahiptir. Ne zaman ki Halife şeriata karşı tavır alır, İslâm’ın hükümlerini uygulamaktan uzak düşerse Halifelik vasfı sona erer. Şeriata karşı tavrı söz konusu olduğu an, ister bir günlük Halife olsun isterse bir yıllık Halife olsun fark etmez, hemen azli gerekir.

Buraya kadar anlatılanlarla Hilafet sistemi ile Cumhuriyet sistemi arasındaki farkı ve Cumhuriyet sistemindeki cumhurbaşkanı ile İslami yönetim sistemindeki Halife arasındaki farkı açıkça ortaya konulmuştur. Bu nedenle "İslâm nizamı, cumhuriyet nizamıdır" veya "İslâm cumhuriyeti" demek asla caiz değildir. Zira, gerek yönetim şekilleri gerekse öz itibari ile söz konusu farklılıklardan ve üzerine bina edildikleri fikri esaslar bakımından iki sistem arasında çok büyük zıtlıklar vardır. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır: Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Haktan sana gelenden sapıp da onların hevalarına uyma. [Maide 48]  "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir. [Maide 44] Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan ihtilaflarda seni hakem kılmadıkça, sonra senin verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan ona tam teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. [Nisa 65]

Ey Müslümanlar!

Müslümanların bir Halife ikame etmek için çalışmaması, bu hususta gayret göstermeyip yerinde oturması en büyük günahlardan birisidir. Zira bu farzdan geri kalmak, İslâm’ın en önemli farzlarından geri kalmak anlamına gelir. İslam hükümlerinin uygulanabilmesi ancak bu farzın yerine gelmesi ile mümkündür. Hayatta İslâm’ın mevcudiyeti ancak bu farzın yerine getirilmesiyle mümkündür. Bu öneme binaen Müslümanların kendileri için bir Halife ikame etmekten geri kalmaları ve bu uğurda çalışmamaları hepsini günahkâr kılar. Dünyanın hangi coğrafyasında yaşıyor olursa olsunlar bu farz için çalışmayıp geri kalmakta birleşirlerse Müslüman olan herkes fert fert günahkâr olur.

Eğer Müslümanların bir kısmı Halifenin ikamesi ve İslâm’ın hükümlerinin tatbiki için çalışır diğer kısmı çalışmazsa günah sadece çalışanlar üzerinden kalkar çalışmayanlardan düşmez. Bu farziyet, Halife ikame edilesiye kadar herkes üzerinde bâkidir. Farzın yerine gelmesi için çalışmak sadece vaktinde uygulanmamasından yada farzı işlememekten doğacak günahı kaldırır. İslâm’ı hakim kılmaya çalışanlar, karşılarındaki kahredici ve engelleyici sebeplerden dolayı bunu başaramamaktadırlar. Ancak diğerleri yardımcı olsaydı bu sebepler ortadan kalkabilecekti. Farzı yerine getirmeye çalışmayanlar, Halifenin ölüm veya bir başka nedenle gitmesinden üç gün sonrasından Halifenin seçildiği güne kadar doğacak günahtan mesul olurlar. Zira Allahu Teâla kendilerine İslâm’ı hakim kılmayı farz kıldığı halde onlar üzerlerine düşenleri yapmadılar. Bu sebeple bu kişiler Allah'ın azabına müstahak oldukları gibi dünya ve ahirette de rezil ve zelil olmaya müstahaktırlar. Bu günaha muhatap olmalarının sebebi bu farza karşı ilgisiz tutumlarıdır. Açıktır ki Allah'ın kendine farz kıldığı bir farzı terk etmek Müslümanı azaba muhatap kılar. Kaldı ki bu farz bir Halifenin atanması, İslâm’ın en önemli farzlarından birisidir. Çünkü diğer bir çok farzın uygulanabilmesinin temel şartı bu farzdır. Bu farz gerçekleştiğinde dinin hükümleri tam olarak uygulanır ve İslâm’ın şanı yükselir. Allah'ın Kelimesi İslâm beldelerinde ve dünyanın sair bölgelerinde yücelir.

Binaen aleyh yeryüzü Hilâfet’ten mahrum olunca Allah'ın Müslümanlara farz kıldığı dinin hakim kılınması ve bunun için bir Halifenin seçilmesi doğrultusunda çalışmaktan geri durulmasının hiçbir özür ve mazereti olamaz. Yeryüzünde Allah'ın koyduğu sınırları korumak için cezaları uygulayan, dinin hükümlerini yerine getiren ve "La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah" sancağı altında Müslümanları birleştiren bir otorite olmayınca, yeniden Hilâfet’i kurmak ve Halifeyi seçmek için geri kalmalarının hiç bir mazereti olmaz. Bu farzın yerine getirilmemesi noktasında İslâm’ın ortaya koyduğu hiç bir ruhsat da yoktur.

Ey Türkiye Müslümanları!

Bizler, Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilâyeti olarak sizi, İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurarak İslâmî Hayatı yeniden başlatmak ve beşerî sistemler ile bu kukla varlıkları kökünden yok etmek üzere bizimle birlikte çalışmaya dâvet ediyoruz ki Müslümanların beldeleri tek bir bayrak, tek bir Halife tek bir ordu altında birleşsin.

Ey îman edenler! Allah ve Rasulü sizi, size hayat verecek şeye dâvet ettikleri zaman icâbet edin! [el-Enfâl 24]

Hizb-ut Tahrir
Türkiye Vilâyeti
H. 26 Ramazan 1426
M. 28 Ekim 2005