Hizb-ut Tahrir.org Hizb-ut Tahrir.info Al-Ummah.org
Resmî Sözcülüğü
Türkiye Vilâyeti

Allah, sizlerden iman edip salih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halife kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini yeryüzünde hakim kılacağını, (geçirdikleri) bu korku durumlarını güvene çevireceğini vaâdetti. Zira onlar yalnız Bana ibadet eder ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de bundan sonra inkâr ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir. [Nur 55]



 

Medeniyetler Buluşması, Kâfir Batı’nın Tehlikeli Bir Tuzağıdır

1. Hatay Medeniyetler Buluşması 25 Eylül 2005 tarihinde Hatay’da Mustafa Kemal Üniversitesi Alahan Tayfur Sökmen Kampüsü’nde başladı. 5 gün sürecek olan toplantıya Başbakan Erdoğan’ın yanı sıra bakanlar, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Yahudilerin Türkiye Hahambaşı İsak Haleva, Türk Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan, Katolik Kilisesi’nin Ruhânî Lideri Papa’nın Vatikan’dan gelen temsilcileri, Rum Ortodoks Kilisesi Patriği ile birlikte 45 ülkenin büyükelçileri, çok sayıda bilimadamı ve konuk katıldı. Türk basın mensuplarının yanı sıra yaklaşık 100 yabancı medya temsilcisinin takip edeceği bu sözde Medeniyetler Buluşması hakkında, dünyanın önde gelen televizyon kanallarının bazıları da toplantı boyunca Hatay’dan çeşitli yayınlar yapacaktır.

Kâfir Batı’nın İslam Ümmeti’ne yönelik saldırıları geçmişte “dinlerarası diyalog” başlığı altında yürütülüyordu. Bu çerçevede muhtelif uluslararası toplantılar düzenlendi. Fakat bu toplantılar genellikle “dînî” kimlik üzerine oturtuluyor ve siyâsî çevreler kendilerini bu işin dışında gibi göstermeye çalışıyorlardı. Son dönemde dünyanın yeni bir merhaleye girmesiyle birlikte bu işin çerçevesinin biraz daha genişletildiğini ve “medeniyetler ittifakı” adı altında siyâsî çevrelerin de aktif olarak işin içine girdiklerini gördük.

Türkiye’de de bu tür toplantıların ilki 1995 yılında dinlerarası diyalog adı altında yapılmış ve belirli aralıklarda da farklı bölgelerde yapılmaya devam edilmiştir. Bu toplantının diğerlerinden farkı sadece isminin dinlerarası diyalog değil de medeniyetler buluşması olmasıdır. Bu ve buna benzer yapılan toplantılara baktığımızda genelde İslam’ın barış ve hoşgörü dini olduğu, İslam’ın siyâsî ideolojik bir din değil de sadece ruhani bir akideye sahip olduğu anlayışı verilmektedir. Halbuki İslam’a bakan bir kişi bu dinin sadece ruhânî bir akîdeye sahip olmadığını aksine siyâsî ideolojik bir din olduğunu görür. Aynı zamanda bu din, kâmil ve kapsamlıdır. Akîde ve ibadetleri, ahlâk ve insanların kişisel sorunlarına ilişkin hükümleri ve hayatın geneline ilişkin kuşatıcı nizamları içerir. Yönetim, iktisâdî, mâlî ve ictimâî nizamların yanında iç siyâset, dış siyâset, eğitim ile savaş ve barış hallerine ilişkin siyasetleri kapsamına alır ve istikrarlı bir ceza sistemi içerir. Böylesi çalışmalarıyla onlar, İslam dininin bu özelliğini yok etmeye yönelik olarak diğer bâtıl ve bozulmuş dinler ile yan yana getirmek suretiyle, onu kehânetçi bir din haline getirerek siyâsî özelliğini kaybettirmek istemektedirler. Böylece kâfirler; gaflet, delâlet ve hatta hıyânet içerisindeki yöneticiler ve sahte din adamlarının eliyle menfur emellerinden birini daha gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

Ayrıca bu toplantıya katılan konuşmacılar, İslam’ı diğer dinlerle aynı tutarak diğer din ve mensuplarına saygı gösterilmesi gerektiğini de vurgulamaktadırlar. Halbuki Allah [Subhânehu ve Te’alâ] İslam dışında hiçbir din kabul etmeyeceğini bildirmiştir:

Her kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki) kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o Âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. [Âl-i İmrân 85]

Kendi katında tek dîn olarak yalnızca İslam’ın geçerli olduğunu da şöyle beyân etmiştir:

Muhakkak ki Allah katında tek din İslam’dır. [Âl-i İmrân 19]

Yine bizim için din olarak yalnızca İslam’dan râzı olduğunu da şöyle bildirmiştir:

İşte bugün, size dîninizi kemâle erdirdim. Üzerinize olan nîmetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’a razı oldum. [el-Mâ’ide 3]

Mâdem ki Allah katında tek din yalnızca İslam’dır, öyleyse İslam’ın dışındaki tüm dinler bâtıldır, merduddur, muharreftir.

Ayrıca Türkiye’nin kâfirlere yaranmayı alışkanlık haline getirmiş yöneticileri ve sahte din adamları bu tür toplantılarda insanlığa barış ve hoşgörüden bahsederlerken aynı saatlerde dost edindikleri Kâfirler Müslüman kardeşlerimizi katlediyorlardı. Yahudi varlığı Filistin’in Batı Şeri’a ve Ğazze bölgelerinde Müslümanları birçok eziyetlere uğratırlarken Kâfir Amerika da Afganistan ve Irak’taki Müslüman kardeşlerimizi katlediyordu. Bu kâfirler bunları yaparken Müslümanlara karşı asla hoşgörülü olmadılar. Hatta 11 Eylül saldırılarından hemen sonra Amerikan Başkanı Bush Müslümanlara karşı Haçlı Savaşları’nın başladığını îlan ederek İslam’a ve Müslümanlara karşı olan kinini ve nefretini açıkça ortaya koydu. İçlerinde sakladıkları kin ve nefret ise elbette daha büyüktür. Kâfirler bu küstah söylemlerle Müslümanlara karşı hoşgörülü olmayacaklarını ilan ederlerken Türkiye’nin ihanet içerisindeki yöneticileri ve sahte alimleri de her platformda kâfirlere karşı îlan-ı aşk ettiler.

Kâfirleri ve âvânelerini bu tür toplantılar yapmaya sevk eden temel dürtü, İslam’ın bir hayat nizamı olarak yükselişinin önünü kesmektir. Çünkü onlara göre İslam, modern dünyayı tehdit eden en büyük baş belâsıdır. Nitekim İslam, hayatın tüm işlerini yürüten ve tüm sorunlarını çözen bir ideoloji olması vasfıyla 1300 yıl boyunca dünyayı Hidâyet ve Nur ile doldurmuş, 900 sene de dünyanın tek süper gücü konumunda bulunmuştur. Onlara göre İslam’ın bu güce yeniden kavuşmasını engellemenin tek yolu, Müslümanları dinlerinden saptırmaktır. Bu da İslam’ın sadece ibâdetlerden ibâret bir dîn haline getirilmesi ve diğer küfür dinleri ile eşdeğer sayılarak üstünlüğünün yok edilmesiyle olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, yazıktır ki kâfirlere gösterdikleri hoşgörünün zerresini Türkiye’nin Müslüman halkına hep çok gördüler. İslam’ın ve Müslümanların üstünlüğüne götüren Hilâfet’e dâvet eden Müslümanlara en çirkin saldırıları revâ gördüler. Öz topraklarında Müslümanların evlatlarına üvey evlat muâmelesi yaptılar. Onları başörtülü olarak okullara almadılar. Müslümanların bu memleket uğruna canlarını vermiş evlatlarının başörtülü annelerini ve sakallı babalarını askerî nizâmiyelerden, üniversite kapılarından kovup hor gördüler.

Müslümanların diğer din mensupları ile ilişkilerine gelince; onlar için yapılması gereken en hayırlı iş, sahip oldukları dinlerin, inançların ve düşüncelerin bâtıl olduğunu onlara açıklamak, en güzel bir şekilde onlarla tartışarak iknâ etmek ve tam bir teslimiyet ile tek doğru din olan İslam’a teslim olmaya dâvet etmektir. Yoksa doğruluğu tartışmasız İslam ile bâtıllığı tartışmasız küfür dinleri arasında diyalog kurmak değildir! Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmuştur:

Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğüt ile dâvet et ve onlarla en güzel bir şekilde tartış! Muhakkak ki Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidâyete erenleri de en iyi bilendir. [Nahl 125]

 

 Yılmaz Çelik
Hizb-ut Tahrir
Resmi Sözcüsü
Türkiye Vilâyeti
H. 24 Şa'bân 1426
M. 27 Eylül 2005
Adres: Mithatpaşa Caddesi No: 45/1 Kızılay / Ankara
Tel & Faks: +90 312 431 72 24 GSM: +90 538 681 02 62
Web: www.al-ummah.org E-mail: yilmazcelik@al-ummah.org / yilmaz_celik1924@yahoo.com.tr