Hizb-ut Tahrir /
Britanya’dan Basın Açıklaması
Başbakan Tony Blair’in, şiddet-dışı İslâmî siyâsî bir parti olduğu
çok iyi bilinen Hizb-ut Tahrir’in yasaklanmasına ilişkin
duyurusunu tamamen kınıyoruz. Hizb-ut Tahrir’in yasaklanması,
meşru İslâmî siyâsî tartışmaların önünü kesmeyi amaçlamaktadır. Hizb
fikrî münâkaşalarını açıkça yaptığı halde, hatta bizzat Başbakan
düşüncelerin savaşını istediğini belirttiği halde, bu Hükümetin
meydanlarda Hizb ile yüzleşemediği ve drakonik önlemlere başvurmak
zorunda kaldığı kesin olarak belli olmuştur.
Hizb-ut Tahrir; sömürgeciliğe, seçilmemiş diktatörlere ve
Batı’nın muvâfakâti ile Müslüman Âlemini yöneten despotlara karşı
şiddet-dışı siyâsî metodunu faal olarak izlediği 50 yıldan fazla bir
geçmişe sahiptir. İslâmî Hilâfet’i kurmak üzere yürüttüğü bu
çalışmasında Hizb-ut Tahrir; herhangi bir şekilde silâhlı
mücâdeleye başvurmadığı gibi, mâsum sivillerin öldürülmesi için de
hiç kimseyi hiçbir şekilde tahrik etmemiştir. Onun bu istikrarlı
geçmişi, üyelerinden binlercesinin işkencelere ve katliamlara mâruz
kalmalarına rağmen, fikrî ve siyâsî üsluplardan başka bir şekilde
çalışmadığını berraklıkla göstermektedir.
Hizb Britanya’da farklı yaşam kültürlerine ve değişik etnik
kökenlere sahip erkekleri ve kadınları, gençleri ve yaşlıları
saflarına katmıştır. Konferans, seminer ve yuvarlak-masa
tartışmalarının da dâhil olduğu faaliyetlerine binlerce insan
katılmıştır. Yıllık konferanslarına 10.000’den fazla insan
katılmıştır. Son zamanlarda da, Müslüman olmayan politikacılar,
düşünürler ve Roger Mosey, Edwina Currie, Peter Hitchens, Clive
Crook, Michael Gove gibi şahsiyetler ve başkalarının da katılımı ile
tartışma panelleri düzenlemiştir.
Kitlemizin yasaklanması önerisine karşı, önde gelen İslâmî gruplar
ve şahsiyetler ile yüz yüze görüşmeler yaptık. Hizbin yasaklanmasına
ilişkin ciddi kaygıları bulunduğunu ve böyle bir tutuma,
toplumlarını biraraya getirmekten ziyâde toplumsal ilişkilere engel
olacağını algılayarak karşı çıkacaklarını dile getirdiler.
Londra bombalamaları bağlamında bir kez daha çok açık ifâdeler ile
söylüyoruz ki İslam mâsum insanların öldürülmesini haram kılar. Bu
bağlamda 7 Temmuz 2005’te meydana gelen Londra bombalamalarını
kınadığımızı yeniden beyân ediyoruz. Bundan önce 11 Eylül 2001
saldırılarını kınadığımızı da belirtmiştik. Ayrıca el-Muhâcirûn
organizasyonu ile söz veya amel olarak herhangi bir şekilde hiçbir
bağımızın bulunmadığına dikkat çekiyoruz.
Kitlemiz, herhangi bir siyâsî muhâlefete hiçbir şekilde tahammül
gösteremeyen Müslüman Âlemindeki zorba yöneticilerin çoğu tarafından
yasaklanmıştır. Ayrıca Britanya’nın Özbekistan’daki eski büyükelçisi
Craig Murray asılsız iddiaları açığa çıkararak, Batılı güvenlik
servislerinin gözetiminde işkence altında Kerimov rejimi tarafından
üyelerimizin canlı canlı suda kaynatıldıklarını doğrulamıştır.
Müslüman Âleminde hapishanelerde bulunan üyelerimizin tamamının;
siyâsî bir düşünceyi ifâde etmek, bir beyanname dağıtmak veya bir
yöneticiyi muhâsebe etmekten başka yaptıkları hiçbir suçları yoktur.
Gerçek şu ki 50 yıllık şiddet-dışı bir geçmişe sahip siyâsî bir
partiyi yasaklama kararı almak; konuşma özgürlüğü, hoşgörü, halkın
gücü, insan hakları ve demokrasi gibi sloganların çoğunun
sorgulanmasına yol açacaktır.
Son olarak beyân ederiz ki şiddet-dışı siyâsî çalışmamızı sürdürmek
üzere tüm meşru yolları tüketmekten yılmayacağız.